EDİRNELİ ŞEVKÎ’NİN ŞAİR ANLAYIŞI

Cilt: 4 Sayı: 7 Ocak 2016 / Volume: 4 Issue: 7 January 2016
Makalenin Geliş ve Kabul Tarihi.: 24.12.2015-25.01.2016
EDİRNELİ ŞEVKÎ’NİN ŞAİR ANLAYIŞI
Edirneli Şevkî's Understanding of Poet
Musa TILFARLIOĞLU
ÖZ
Divân şiirinin şiir, şair ve edebiyat anlayışını, yani poetikasını ortaya koyan
müstakil bir eser bulunmamaktadır. Divân şairleri, şiirleri, birbirleri ve kendi şairlikleri
hakkındaki değerlendirmelerini divanlarının dibacelerine veya divanlarında yer alan
şiirlerinin beyitleri arasına serpiştirmişlerdir. Bu nedenle şairlerin divanları, tezkire
yazarlarından başlayıp günümüz edebiyat tarihçilerine kadar herkesin önem verip
başvurduğu kaynaklar arasında yer almıştır. Meydana getirdikleri eserlerde şiir ve şair
hakkındaki düşüncelerini dile getiren şairler; beğendikleri şairlerin şiirlerine nazireler
yazarken, beğenmediklerini ise hicv etmişlerdir. Yapılan bu çalışmayla XVI. yüzyıl
şairlerinden Edirneli Şevkî’nin şair ve kendi şairliği ile ilgili düşünceleri Divân’ında yer
alan kasidelerinin fahriye kısımlarından yola çıkılarak tespit edilmeye çalışılmıştır.
Anahtar kelimeler: Divân şiiri, şair, Edirneli Şevkî
ABSTRACT
There is not any work focusing on only Divan Literature's sense of poetry and
sense of literature, in a word its poetics. Poets of Divan Literature interspersed their
evaluations of their own and other poets' poesy among the preamble of their 'divan' or
the couplets of poems in divan. Therefore, 'Divan'[s] of poets are among the important
sources referred by Tezkire authors and today's literature historians. Poets, who
expressed their thoughts about poem and the poet in their works, wrote 'Nazire'[s] to
poems of poets they appreciated, while they satirized the ones they did not. In this
study, 17th century poet, Edirneli Şevki's thoughts about his own poems and poesy have
been tried to ascertain on the basis of the “eulogy” parts of his qasides.
Keywords: Divan poetry, poets, Edirneli Şevkî


Sakarya Üniversitesi, Sosya Bil. Enstitüsü, Doktora Öğrencisi, musa_edebiyat@hotmail.com.
Edirneli Şevkî’nin Şair Anlayışı / Musa TILFARLIOĞLU
224
Giriş
Türk edebiyatında şiir ve şair hakkındaki görüşlerin belirtildiği poetik
düşünceler Tanzimat döneminden sonra başlamıştır. Bu dönemden önce Türk
edebiyatında doğrudan doğruya poetika çalışmaları yapılmamıştır. Ancak bu durum
divân şairlerinin şiir ve şair hakkında bir görüşü ve düşüncesi olmadığı anlamına
gelmez. Bu dönem şairleri şiirin ve şairin nasıl olması gerektiğini anlatmak ve bunlar
üzerinde tartışmak yerine şiir söylemişlerdir. Klâsik edebiyat şairlerimiz örnek aldıkları
Arap ve Fars edebiyatındaki şairlerin şiir ve inşadan, bediiyattan bahseden eserlerine
benzer eserler meydana getirmişlerdir. Bu eserler arasında tezkireler ve şiir
mecmualarının öne çıktığı görülmektedir. “Divân edebiyatında şairlerin kendi
mahlaslarını kullandıkları beyitler, şairin kendisi ve şiiri hakkında bazı
değerlendirmelerde bulunduğu bölümlerdir. Bu nedenle kendini ve şiirde nelere önem
verdiğini şairin bizzat kendi dilinden öğrenebileceğimiz kısımlardır. Mahlas beyitlerine
bu gözle baktığımızda gerek şair gerek şiir anlayışı ve gerekse döneme ait edebî çevre
hakkında pek çok önemli ipucu bulmak mümkündür.”1 Ancak divân şairlerinin şiir
hakkındaki değerlendirmeleriyle bugünkü poetik eserlerin değerlendirmeleri arasında
çok büyük farklılıklar vardır. Klâsik dönem şairleri bu konuyla ilgili görüşlerini
eserlerinin içerisine serpiştirirken bugünkü şairler bu konunun ayrıntılarına inerek
müstakil eserler oluşturmaktadır. Klâsik edebiyatımızda bu konuyla ilgili yapılan
çalışmalar; “Sürûrî’nin, klâsik şiirin hayâl ve mazmunlarına yer veren Bahrü’l-Maârif’i,
Müstakimzâde Süleyman Sâdeddîn’in bir şiir terimleri sözlüğü olan Istılâhâtü’ş-
Şi‘riyye’si, Haşmet’in Senedü’ş-Şuarâ’sı, Ahmed Cevdet Paşa’nın Belâgat-i
Osmâniye’si gibi bazı eserler; hatta Enderûnlu Hasan Yâver’in (ö. 1798 ?) Fenniyye-i
Şi‘riyye adlı 429 beyitlik mesnevisi bulunmakla birlikte, o günlerin şiir ve şair
anlayışının bütünüyle ve de şairler düzeyinde ele alınıpincelendiği yeterli sayıda
müstakil çalışma bulunmadığı sıkça dile getirilmektedir.
2

Günümüzde divân sahibi şairlerin Divânları incelenerek şairin, şiirden ve
şairden ne anladığına dair yapılan çalışmaların sayısı giderek artmaktadır.3 Bu

1 Cengiz Veli, Kurumuş, “Nedim’in Gazellerindeki Mahlas Beyitlerinin Şiir ve Şair Üzerine
Düşündürdükleri”, I. Uluslar arası Türk Dili ve Edebiyatı Öğrenci Kongresi TUDOK 2006(11-13
Eylül) İstanbul Kültür Üniversitesi, Bildiriler, İstanbul-2008, s.2
2 Bayram Ali Kaya, “Necati Bey’in Şiir Anlayışı”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 27, İstanbul
2012, 143-218.
3
Şiir ve Şair Hakkında yapılan çalışmalar için bakınız; 1. Turan Karataş, “Poetik Düşünüşün
Klâsik Şiirde Dile Getirilişi: Bâkî Divanı Örneği”, A.Ü Türkiyat Araştırmaları Enstitü Dergisi,
Erzurum, 2009, Sayı:39(Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı), s.449-457, 2. Tûba Işınsu İsenDurmuş,
“Fahriyeler Işığında Osmanlı Şiirinde İdeal Şairin Portresi”, Bilig, Güz, S. 43, Ankara
2007, s. 107-116; 3. Nihat Öztoprak, “Rûhî’nin Şiir Anlayışı”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi,
S. 12, İstanbul 2005, s. 103; 4. Muhammet Nur Doğan, “Taşlıcalı Yahyâ’nın Yûsuf ü Zelîha’sında
Şiirin Şiiri”, Eski Şiirin Bahçesinde, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2002, s. 126-127; 5. Ahmet Arı,
“Şeyh Gâlib’in Poetikası”, Osmanlı Araştırmaları, Mehmed Çavuşoğlu Armağanı-II, İstanbul
2005, XXVI, 53; 6. Muhammet Nur Doğan, “Klâsik Edebiyatımızda Sanat ve Şiir Felsefesi
(Poetika)”, Eski Şiirin Bahçesinde, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2002, s. 101-102; 7. Bayram Ali
Kaya, “Necati Bey’in Şiir Anlayışı”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 27, İstanbul 2012, 143-
Edirneli Şevkî’nin Şair Anlayışı / Musa TILFARLIOĞLU
225
çalışmalar arasında araştırmacılar farklı kaynaklar üzerinde çalışarak dönemin
şairlerinin şiir ve şair hakkındaki görüşlerini ortaya çıkarmaya çalışmaktadır. Bazı
araştırmacılar tezkireler üzerinde, bazıları mesneviler, bazıları da Divânlar üzerinde
çalışarak şairin, şiir ve şair hakkındaki düşünceleri hakkında bilgi edinmeye
çalışmışlardır. Edirneli Şevkî’nin Divânı esas alınarak yapılacak bu çalışma iki
bölümden oluşacaktır. İlk bölümde Şevkî’nin kasidelerinden hareketle şair hakkındaki
düşünceleri, ikinci bölümde ise gazellerinden hareketle şiir hakkındaki düşünceleri yer
alacaktır.
Edirneli Şevkî Hayatı ve Eserleri
Kaynaklarda4 XVI. yüzyıl şairi olarak gösterilen Şevkî, XV. yüzyılın sonu ile
XVI. yüzyılın başlarında yaşamıştır. Şevkî’nin asıl adı Yusuf’tur. “Şiirlerinde Şevkî
mahlasını kullanmış ve Kâtip Şevkî, Edirneli Şevkî nâmıyla şöhret bulmuştur. Şevkî’nin
doğum yeri Edirne’dir. Doğum tarihi hakkında kaynaklarda herhangi bir bilgi yoktur.
Çağdaşı Latifī’nin, eserini 1560 yılında tertip eden Pervâne Bey’in ve bizzat Şevkî’nin,
kendinden Abdullah oğlu diye bahsetmesi, diğer kaynakların da yaşlı bir kadının kulu
olduğu konusunda hemfikir olmaları, devşirme olma ihtimalini kuvvetlendirmektedir.
Sehi Bey, Şevkî’den bahseden ilk kaynak olarak, onun Edirne’de yaşlı bir kadın
tarafından kendi çocuğuymuş gibi küçük yaşlardan itibaren büyütüldüğünü ve iyi bir
eğitim almasına imkân sağlandığını söylemektedir.
Kendisine küçük yaşlardan itibaren bakan yaşlı kadın, Şevkî’nin yetişmesinde
önemli bir rol oynamıştır. Divân’daki Arapça ve Farsça şiirlerden de anlaşıldığına göre
devrinde iyi bir eğitim görmüş ve kabiliyetinden dolayı olsa gerek kâtiplik mesleğini
seçmiştir. 1504 yılında Şehzade Mahmud, II. Bayezid tarafından Saruhan (Manisa)
sancağına tayin edilince Edirneli şair Necâti Bey de şehzade hocası ve nişancılık
vazifesiyle maiyetine verilmiştir. Şehzade Mahmud burada Necâti Bey’in tesiri ve
kendisinin de şiir ve sanata düşkünlüğü sebebiyle oldukça geniş bir edebî muhit
meydana getirmiştir. Şevkî de Şehzade Mahmud’un oluşturduğu bu topluluğa
katılmıştır. Birikim ve kabiliyetinden dolayı Şehzade Mahmud’a divân kâtibi olmuş,
şehzadeye hizmet etmiştir. Şehzade Mahmud’un ölümünden sonra İstanbul’a gelen
Şevkî kâtiplik mesleğine devam etmiştir.
Şevkî, yazısının güzelliği sebebiyle kitabet ilminde önde gelen şahsiyetlerden
birisi olmuştur. Kaynakların bahsettiğine göre döneminde rik‘a hattında çok ileri bir

218, 9. Nihat, Öztoprak. Rûhî’nin Şair Anlayışı, Osmanlı Araştırmaları XXVIII, istanbul, 2006,
s.93-122
4
1. Mustafa, İsen, Sehî Bey Tezkiresi-Heşt Bihişt, Akçağ Yayınları, ankara 1998, s.151. 2.
Aysun, Sungurhan Eyduran, Kınalı-zade Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-Şu’ara, Kültür Bakanlığı
Yayınları, Ankara,M. A s.110-646, M. B 2-454, s.442, 3. Canım, Rıdvan, Latifi Tezkiretü’ş-
Şu’ara, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı, Ankara, 2000, s.335. 5. Mustafa, İsen, Künhü’l
Ahbâr’ın Tezkire Kısmı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi
Yayını-Sayı:93 Tezkireler Dizisi-Sayı:2, Ankara, 1994, s.158
Edirneli Şevkî’nin Şair Anlayışı / Musa TILFARLIOĞLU
226
teknik yakalamış, Osmanlı coğrafyasında hattının güzelliği ile haklı bir şöhret
kazanmıştır. Sehi Bey, Şevkî’nin kâtipliği için şöyle demektedir:
“Kitâbet ilminde ser-âmed, cemî‘ hutûtu bimanende yazar derdmend kimesne
idi. İttifâk var ki hatt-ı rikâ‘ı yâkutdan yeg yazardı. Memâlik-i Rum’da her tarafda hüsni
hatı ile muteârif.. Lâtifi de hattının güzelliğinden hareketle onun Kâtip Şevkî namıyla
şöhret bulduğunu belirtmektedir.
Şevkî’nin ölüm tarihi kaynaklarda kayıtlı değildir. Tuhfe-i Nâili’de Sultan
Bayezid zamanında vefat ettiği yönündeki bilgi yanlıştır. Mensur olarak kaleme aldığı
Tevârih-i Âl-i Osmân adlı eserinin ketebe kaydında eserin bitiş tarihi 28 Ramazan 922/
24 Ekim 1516 olarak verilmektedir. Divân’daki sekiz numaralı kasideyi Kanuni Sultan
Süleyman’a sunan Şevkî’nin, Kanuni’nin en azından ilk dönemlerinde hayatta olduğu
aşikârdır.
Eserini 1538’de telif eden Sehi Bey’in, Şevkî’den ‘aleyhi’r-rahme- Allâh
rahmet etsin diye bahsetmesi ve onun mezarının Galata taraflarında olduğunu
söylemesi, şairin 1538 veya öncesinde vefat ettiğini göstermektedir. Sehi Bey’in,
Şevkī’nin İstanbul Dârü’ş-şifâsında vefat ettiğini belirtmesi şairin ömrünün son
zamanlarının kimsesiz ve zor şartlarda geçtiğini göstermektedir. Şevkî’nin evli
olduğuna dair kaynaklarda bir bilginin bulunmaması ve Dârü’ş-şifâ’da kalması da
dikkate alınırsa hayatını bekâr olarak tamamladığı kuvvetle muhtemeldir. Tezkirelerde
Şevkî’nin yemeyi ve içmeyi seven, zevk sahibi, nazik, her şeyi hoş karşılayan hoş
sohbet bir kişiliğe sahip olduğu kayıtlıdır. Aşırı derecede rind ve mağrur olduğu için
kimseye minnet etmeyen Şevkî bundan dolayı ömrünü sıkıntı içerisinde tamamlamıştır.
Divânında maddi durumunun yetersizliğine dair söylediği beyitleri yer almaktadır.
Latifi, Şevkî’nin mürettep bir Divân’ından bahsederken Sehi Bey Divân’ının yanı sıra
bir de Tevârih-i Âl-i Osman adlı eseri olduğunu zikreder. Riyâzi de bunlara ek olarak
Avâmil-i Fârisî adlı bir gramer kitabı sahibi olduğunu bildirir. Ancak bütün aramalara
rağmen Avâmili Fârisî adlı esere kütüphanelerde rastlanılmamıştır5
.
İyi bir eğitim almış olan Şevkî, edebiyat alanında kendisini geliştirmiştir. Eski
kaynaklar Şevkî’nin edebi kişiliğinden bahsederken övgü dolu sözler söylemişlerdir.
Sehi Bey “Arabi vü Parsi vü Türki dilde eş‘ârı var. Ehl-i ‘ilm kısmındandur. Gâyet hoş
tab‘ nâzük vücūd, pür-şevk ü ‘ıyş u işret sever laubâli ehl-i zevk kimse idi. …Emsâlamîz
güzel gazelleri ve hayâlengiz matla‘ları çokdur.”6
sözleriyle şiirlerinin gayet güzel
olduğunu, kendisinin de zevk ü sefaya düşkün, umursamaz bir yaratılışa sahip
bulunduğunu, atasözü ve deyimlerle örülü gazelleri ve hayallerle süslü matlaları
bulunduğunu zikreder.
Lâtifi, “Kasîde vü gazeli gâyetde iyi der idi. Nazmun envâ‘ında mâhir u
aksâmına kâdir idi. Kasâid ü eş‘ârı gayetde musanni‘ vü muhayyel vü divân-ı belâgat-
‘ünvânı beyne’l-enâm makbûl ü mütedâvildür. Ve bu gazel-i muhayyel dahı anun
cümle-i ihtira‘ından vü hassa-i ibtidâ‘ındandur. Bu kâfiyede vaki‘ olan eş‘âr-ı kesîre bu

5 H. İbrahim, Yakar. Edirneli Şevkî Dîvânı, Palet Yay. Konya, 2010, s.1-10
6
Sehî Bey, age, s.219
Edirneli Şevkî’nin Şair Anlayışı / Musa TILFARLIOĞLU
227
şi‘r-i bî-nazîre nazîre vâki‘ olmışdur.”7
diyerek Şevki’nin gazel ve kasidelerinin oldukça
sanatlı, ince hayallerle süslü olduğunu belirterek şiirlerinin herkes tarafından kabul
gördüğünü dile getirmiştir.
Hasan Çelebi, “Egerçi eş’ârı mezkûrlardan ednâdur lâkin vâsıl-ı mertebe-i
‘ulyâdur. Eş’âr-ı pür-safâsınun ziyâ vü şavkı ve kelimât-ı şîrîninün mezâk-ı ehl-i
‘irfânda zevki nûr-ı şem’ ü âftâb-ı pür-lem’ gibi rûşen ü âşkâr olup halâvet-i ‘asel-i
Mustafâ gibi kâbil-i inkâr degüldür”8
ifadesiyle Şevkî’nin şairliği ve şiirleri hakkında
olumlu görüşler belirtmiştir.
Gelibolulu Âlî de, “Hak budur ki asrınun şuarasına göre ahsenü’l-vücuddur.
Zîrâ ki edasında haşviyyât-ı kesiresi nâ-bûddur.”9
diyerek Şevkî’nin dönemindeki
şairlerden üstün olduğunu şiirlerini boş sözlerle doldurmak yerine güzel şiirler meydana
getirdiğini belirtmiştir.
Edirneli Şevkî’nin günümüze ulaşan eserleri Dîvânı ve Tevârîh-i Âl-i
Osmân’ıdır. Şairin eserleri hakkında bilgi vermek Şevkî’nin şiir anlayışının daha iyi
anlaşılmasına katkıda bulunacaktır.
Tevârîh-i Âl-i Osmân:
Şevkî’nin, Sehî Bey ve Riyâzî’nin varlığından haberdar ettiği ve Babinger’in
de yeri belli değil dediği Tevârîh Âl-i Osmân adlı mensur eseri, Efdal Sevinçli tesadüfen
1975 yılında Manisa’da bulmuş ve 1997 yılında tıpkıbasımıyla birlikte yayımlamıştır.
Efdal Sevinçli tarafından yayımlanan Târîh-i Âl-i Osmân 127 sayfa olup eserin baş
tarafı yoktur. Şevkî, eserini meydana getirirken çağdaşlarından ve kendinden önce
yazılan eserlerden faydalanmıştır. Eserde özellikle Bizans ve İstanbul tarihiyle ilgili
bölümlerde özgün bilgiler yer almaktadır. Şevkî’nin Tevârîḫ-i Âl-i ‘Osmân’ı ne zaman
yazmaya başladığı bilinmese de eserin sonuna düşülen temmet kaydından anlaşıldığına
göre, H.28 Ramazan 922/ M. 25 Ekim 1516 Cumartesi günü İstanbul’da
tamamlanmıştır.
Fatih Sultan Mehmet dönemi, eserde ayrıntılı olarak ele alınmış, II. Bayezid’in
tahta çıkış döneminde vuku bulan olaylar detaylı olarak anlatılmıştır. Bu iki padişah
dönemi yoğun bir biçimde işlenmiştir. Şevkî, Yavuz Sultan Selim’in tahtı cebren ele
geçirdiğini ifade ederek Yavuz döneminden üstünkörü bahsetmiştir. Eserini Yavuz
döneminde tamamlamış olmasına rağmen Yavuz dönemi olaylarına pek yer
vermemiştir. Türk tarihi için çok önemli olan Mısır Seferini bile bir sayfada
özetlemiştir. Mensur olarak yazılan eserin iki yerinde nazmen tarihler düşülmüştür. 10”
2- Dîvân:
Medine Arif Hikmet Kitaplığı 152/811 numarada bulunan Divân’ın mikrofilmi
Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Bağışlar nr. 2930’da bulunmaktadır. Franz
Babinger’in haber verdiği bir Dîvân nüshası da Almanya/Berlin Devlet Kütüphanesi Or.

7Aysun, Sungurhan Eyduran, age, s.442
8 Latifi, age, s.212
9 Mustafa, İsen, age, s.158
10 H. İbrahim, Yakar, “ a.g.e”, s.1-44
Edirneli Şevkî’nin Şair Anlayışı / Musa TILFARLIOĞLU
228
Ms 1630’da mevcuttur. Şevkî Dîvânı’ında kaynakların da belirttiği gibi Türkçe, Arapça
ve Farsça şiirler bulunmaktadır. İki nüshanın ve mecmualarda bulunan şiirlerin
toparlanması sonucu elde edilen metinde 12’si Farsça, 1’i Türkçe-Arapça mülemma
gazel olmak üzere toplam 240 gazel, dördü Farsça olmak üzere 24 kaside, kaside nazım
şekliyle yazılmış 9’ar beyitlik 2 mersiye, 11 kıta, 1 terkīb-bend, 1 murabba, 1
muhammes, 1 müseddes, 1 mu‘aşşer, 1 tarih (Farsça) ve 7 müfred (2’si Farsça) yer
almaktadır. Klasik Türk edebiyatındaki anlayışa göre mürettep bir dîvân hüviyetindedir.
Edirneli Şevkî’nin Şairlik Anlayışı
“Şevkî kendi şairlik gücünü ve şiir üslubunu ortaya koyarken çeşitli sıfatlar
kullanır. Şiiri için kullandığı ifadeler arasında şeker, tab‘-ı şīrīn-kâr, hūb īcâd, bikr, sihr,
âbdâr, dür, latif, hüsn-i elfâz, bârîk-i hayâl, şehd, hasen, savt-ı tarab-engiz, nazük, sûznâk,
tûtî, sühan-dân gibi kavramlar yer alır. Şiir üslubunu ise; şirin-sühan, sur-engiz
şekker-riz, güher-riz, dürr-i şeh-vâr gibi sıfatlarla tanımlar. Bu ifadelerde öne çıkan
özellikler şiirlerinin sade, akıcı, tatlı, renkli, sihirli bir söyleyişe sahip olmasıdır.”11
Divân edebiyatında şiirin kendine özgü bir geleneği, bilgisi ve kuralları vardır.
Bu kurallar bir üstattan ders alınarak öğrenilebilir. “ Aynı hususta İranlı şair Urfi-i
Şirâzî (ö.999-1591) bir beyitinde kendini inciye, atalarını yani üstatlarını denize
benzeterek, kıymette atalarını geçtiğini ancak bu değerinde onlardan kaynaklandığını
vurgular. Urfi’nin bu görüşlerini açıklayan divân şairi Necatî (ö.1085-1674) özetle
şunları söyler: İnci, denizden yükselen buharların bulutlar aracılığıyla yağmur olarak
tekrar denize dökülmesi esnasında ağız açmış sadeflerin içine düşmesiyle oluşur. İşin
özüne dikkat edilirse inciye dönüşen yağmur damlasının aslı yine denizdendir.
Üstünlüğü, denize olan bağlantısı ve yakınlığından kaynaklanır.”12 Eserini incelediğimiz
XVI.yy şairi olan Şevkî de diğer şairler gibi üstatlardan ders almış onların meclislerinde
bulunmuştur. Şevkî, şehzâde Mahmut Manisa sancağındayken şehzâdenin katiplik
görevini yapmış, ve şehzâdenin oluşturduğu şiir meclislerinde bulunmuştur. Şevkî bu
meclisteki üstat şairlerden şiirle ilgili birçok şey öğrenmiştir. Özellikle Necâti Bey’den
etkilendiği şiirlerinde açıkça görülmektedir. Şevkî’nin bu konu hakkındaki
düşüncelerini söylediği bazı beyitlerden çıkarabiliriz. Tuğra, tuğu ve kuşağıyla ne kadar
asrın şeyhi olsa da o, senin kalemin pirinin elinden kemer kuşanmıştır. Bu beyitten bir
şairin ne kadar yetenekli olsa da dönemin üstatlarından ders alması ve onların ilgilerine
mazhar olması gerektiği anlamı çıkarılabilir.
Ne denlü tuğ u şeddi-y-ile şeyh-i ‘asr-ise
Kuşandı pîr-i hâmen elinden kemer nişân (14. K, B. 21)
Şair bir başka beytinde ise, “o latif, o berrak su senin yardımınla sözümün
müştakı; şarap ise şiirimin sarhoşudur” diyerek şiir sanatı konusunda yardım aldığını
isim zikretmeden belirtmektedir.
Himmetünde sözümün teşnesidür âb-ı zülâl
Şi‘rümün mesti vü lâ-ya‘kılıdur bâde-i câm (Kt. 8- B. 8)

11H. İbrahim, Yakar, a.g.e, s.14
12 Nihat, Öztoprak, a.g.m, s.94
Edirneli Şevkî’nin Şair Anlayışı / Musa TILFARLIOĞLU
229
1. Şairin Hal ve Vasıfları
Divân şairlerinin çoğuna göre şairlik Allah vergisi bir yetenektir. Şevkî de bu
görüşe katılarak şairliğin Allah vergisi bir yetenek olduğunu belirtir. Ancak bunun
yanında iyi bir şair olmak için bir üstattan ders almak gerekmektedir. Çünkü Allah
vergisi şairlik kabiliyetine sahip olan ve bir üstattan ders alarak kendini geliştiren şairler
büyük şair olabilirler. Şairin sözündeki akıcılık, kolay anlaşılır olma ve yaradılışındaki
kabiliyet şairlik gücünü ortaya çıkarır. Şevkî yaradılışındaki şairlik kabiliyetini tab‘
kelimesini kullanarak anlatır. Şevkî bu kelimeyle yaratılışındaki şiir kabiliyetini, daha
önce söylenmemiş mazmunları bulma konusundaki yeteneğini, şiir alanına kazandırdığı
yeni ve taze fikirleri olduğunu ve bunun nazmına değerli bir nişan koyduğunu
anlatmıştır.
Fikrüm ne bikrdür ki kodı tab‘-ı nik-rây
Nazmum cevâhirinden ana mu‘teber nişân (14. K, B. 42)
Erişir hâssa vü ‘âmma kerem-i şâh meger
Şevkî-i haste-dilün tab‘-ı revândur günehi (T.B. 2, B.33)
Son beyitte Şevkî padişahın kereminin, cömertliğinin herkese ulaştığı gibi
kendisinin tek günahının da akıcı şiirlerinin herkese ulaşması olduğunu söylemiştir. Bu
beyitten çıkarabilecek bir diğer yargı ise şairin şiirde kullandığı sözlerin akıcı olmasının
kendisine bahşedilen bir ihsan olduğu anlaşılmaktadır.
2. Şevkî’nin Şiirlerinden Tespitle Şairde Olması Gereken Vasıflar Şunlardır:
2.1. İnce Hayaller Kuran Zihin:
Şevkî, şiirlerinde ince hayaller kullanabilen bir şair olduğunu söylemektedir.
Bu durumu aşağıdaki beyitte açıkça dile getirmektedir. Kendisinin şiirlerindeki ince
hayalleri cüzzi akla sahip olan beşerin anlayamayacağını söyleyip, şiirlerinde bulunan
ince hayal ve fikirleri ancak külli akla sahip olanların anlayıp ve takdir edebileceğini
dile getirmektedir. Şairin kendisini takdir edenin Cebrail (a.s) olduğunu ince bir
hayalle dile getirmesi hem sanatındaki inceliği hem de diğer şairlerden kendini üstün
gördüğünü kanıtlamaktadır.
Zihn-i bârîk u hayâl-engîz-i dûr-endîşüne
‘Akl-ı küll tahsînler idüp kılur sad-âferîn (15. K, B.40)
2.2. Edâ:
Sözlük anlamı, “tarz, ifade, üslûp, şîve”13 olan edâyı; Harun Tolasa, 16.yüzyılda
Edebiyat Araştırma ve Eleştirisi I adli eserinde “… şairin anlatıma verdiği şahsi hareket
tarzı, hatta üslubu da diyebiliriz”14 şeklinde ifade etmektedir. Şevkî aşağıdaki beyitte
hançerin yetmiş iki dili su gibi ezbere bildiğini; fakat iş kendini tanımlamaya geldiği

13 Devellioğlu, Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, Aydın Yayınları, İstanbul, 1996, s.
202.
14 Harun, Tolasa, Sehî, Latîfî, Âşık Çelebi Tezkirelerine göre 16 y.y’da Edebiyat Araştırma ve
Eleştirisi I, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İzmir 1983, s.374
Edirneli Şevkî’nin Şair Anlayışı / Musa TILFARLIOĞLU
230
zaman, dilinin çaldığını yani dönmediğini belirtmiştir. Şiirle uğraşan kişi birçok dil
bilebilir, bunun yanında geleneğe ait bilgileri de bilebilir ancak bir edâya (üsluba) sahip
olmadığı sürece bunlar bir işe yaramaz. Bir edâya (üsluba) sahip olmayan şair ne
kendini ne de sanatı hakkındaki düşüncelerini anlatabilir. Şevkî’nin beyit içerisinde
kullandığı “Dili çalmak” deyimi bu durumu çok güzel örneklemektedir. “Dili çalmak”
deyimi hançerin ucunun eğri olması hasebiyle hançerin kendini anlatamamasının
sebepleri arasında gösterilmiştir15. Söyleyiş güzelliği ve akıcılığı ifade gücü ile
birleşmiştir:
Su gibi yetmiş iki dil bilür revân ammâ
Dili çalar edemez hâlini edâ hançer (5.K- B. 8)
Osmanlı döneminde yapılan düğünlere şairler de davet edilirdi. Şairler
katıldıkları bu düğünleri yazdıkları şiirlerle anlatırlardı. Düğün sahiplerine sunulan bu
şiirler güzellikleri ölçüsünde şairlerin, düğün sahibinden ihsan görmelerini sağlardı.
Aşağıdaki beyit de Şevkî’nin katılmış olduğu bir sünnet düğününde sunduğu kasidede
yer almaktadır.
Dem-durur bu hatne-sûrun Şevkîyâ evsâfını
Edesin hüsn-i kinâyât-ile evsâfın edâ (1. K- B. 29)
2.3. Belâgat, Beyân, Ma‘ânî :
Sözlük anlamı; “iyi, güzel, pürüzsüz söz söyleme”16 olan belâgat, sözün ve
yazının açık, düzgün ve sanatlı olması ile fikirlerin doğru, güzel ve yerinde
anlatılmasını konu edinen bilim dalıdır. Beyân ve me’âni de belâgatle ilgilidir. Divân
edebiyatında şairler söylemek istediklerini, kelime seçimine özen göstererek düzgün,
akıcı ve anlaşılır bir biçimde dile getirme çabası içinde olmuşlardır. Divân edebiyatında
kullanılan mazmunların ve edebi sanatların çokluğu düşünülürse bunu başarabilmenin
oldukça zor olduğu görülecektir. Aşağıdaki beyitte Şevkî, Şâmî Bey isimli bir şairin
belâgât alanında usta bir şair olduğunu ve o şairin eşsiz kelamında kendini gösterdiğini
söyleyerek belâgatın bir şairde bulunması gereken en önemli özelliklerden biri
olduğunu belirtmektedir.
Ehl-i meydân-ı ma‘ânî-i hüner Şâmî Beg
Ki ‘ayân lafz-ı bedi‘inde beyânun eseri (20. K-B. 12)
Yine şair aşağıdaki beyitlerin ilkinde kendini ifade bostanının bülbülü, sarhoş
edici tabiatın düzgün ve dokunaklı söyleyicisi olarak görüyor. Şâmî Bey’e yazmış
olduğu kasidede yer alan ikinci beyitte ise bunun tam tersini söylemektedir. Beyitten bu
ilimleri kullanmanın çok zor olduğu, insanüstü güçlere sahip olanların bu işi
başarabileceği dile getirilmektedir.
Kilk-i dür-pâşı-durur bülbül-i bustân-ı beyân
Tab‘-ı evbâşı-durur nâtıka-perdâz-ı ‘iber (3. K, B. 23)

15 H. İbrahim, Yakar. a.g.e, s.32
16 Devellioğlu, Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, Aydın Yayınları, İstanbul, 1996, s.
82.
Edirneli Şevkî’nin Şair Anlayışı / Musa TILFARLIOĞLU
231
Şevkî ne dille beyân ede sıfâtunı ‘aceb
Ki degül vasf-ı bedî‘üni dimek hadd-i beşer (3. K, B. 29)
Şevkî, Hz. Peygamber soyundan gelen Seyyid Mahmud isimli bir büyüğe
sunmuş olduğu kasidenin medhiye bölümünde ma’na mevzusuna değinmiştir.
Beyitlerde; “Manalar, onun güzel sözlerine/mantığına mahsustur. Beyanın güzeli, onun
kelâmına tâbidir” diyen Şevkî, şair için yeni manalar üretmenin şairin ve şiirin değerini
artıracağını belirtmektedir. Şair diğer beyitte ise “daha önce düşünülmemiş/yazıya
dökülmemiş manalar onun sözlerinden yüz göstermektedir. Öyle ki onun vicdanı, can
yüzünü gösteren bir aynadır.” ifadesiyle memduhunun daha önce akıl edilmeyen
manaları kullandığını söyleyerek onu ve şairliğini takdir etmektedir.
Mahsus-durur mantık-ı hûbına ma‘ânî
Mensûb kelâmına şu kim hüsn-i beyândur (6. K, B. 15)
Yüz gösterür ebkâr-ı ma‘ânî sühanından
Vicdânı meger âyine-i sûret-i cândur (6. K, B. 16)
2.4. Bilgili, Namdar (Meşhur) :17
Şevkî kendisini bilgili bir şair olarak görmektedir. Ama şairde olması
gereken bilginin neler olması gerektiğini açık bir şekilde belirtmez. Kendisini zamanın
usta şairi olarak gören Şevkî ancak şiir sanatındaki ustalığının ve bilgisinin değerinin
bilinmediğinden yakınmaktadır. Başka bir beyitte bilgi alanında eşsiz olduğundan ve
sözleri inci gibi bir araya getiren bir yeteneğe sahip olduğundan bahsetmektedir.
Kâmilâ gerçi benüm şimdiki dem şâ‘ir-i vaḳt
Lîk ne fâyide kâsid dür-i bâzâr-ı hüner (Kt. 1- B. 20)
Hikmetde ferîd olduğına hey’eti şâhid
Hem mantık-ı dür-bârı kelâmına nişândur (6. K, B. 17)
2.5. Sühandan : 18
Şevkî, sühan-ver, sühan-dân, sühan-saz tabirlerini beyitlerde “düzgün söz
söyleyen, söz bilir, fesahatli söz söyleyen, güzel ve tatlı sözlerle vasfeden” anlamlarıyla
şairi anlatmak için kullanmıştır. Aşağıda verdiğimiz beyitlerde Şevkî kendisi gibi söz
bilen olmadığını, tatlı dilli olduğunu ve düzgün söz söylemeyi bildiğini, söz bilirlik
davasında kendisinin bir benzeri olmadığını; söyleyerek kendisini büyük bir şair olarak
nitelendirmektedir.
Tapun bigi kanı bir sühan-dân
Şevkî gibi kanı bir sühan-ver (9. K, B. 39)
Yokdur kerem içre sana mânend
Kimdür sühan içre bana benzer (9. K, B. 41)
Der-idi kıssa-i âsibumi fi’l-cümle eger
Olsa Şevkî gibi hoş-gūy u sühan-ver nârenc (2. K, B. 41)

17 Konuyla ilgili diğer beyitler bkz.( Kt. 8 / B.4), (K.20 / B. 33)
18 Konuyla ilgili diğer beyitler bkz.( 2. K, B. 41),
Edirneli Şevkî’nin Şair Anlayışı / Musa TILFARLIOĞLU
232
2.6. Alçak gönül, Nazik Mizaç :
Şairlik yeteneğine sahip olanlar bir yandan şiir sahasında yıldızlar gibi
parlarken diğer yandan alçak gönüllü olurlar. Şevkî kendisini usta şairler arasında
görürken kendisinin de söyleyemeyeceği sözler olduğunu söyleyerek bunu yazmış
olduğu kıtanın bir beyitinde dile getiriyor. Kıtayı sunduğu kişiyi överken onun
vasıflarını anlatmaya kendisinin muktedir olmadığını dile getiriyor.
Şevkî ne dille deye vasf-ı kemâlâtunı kim
K’edemez vasf-ı kemâlâtunı makdûr-ı beşer (Kt. 1- B. 19)
Yine yazmış olduğu bir Farsça beyitte, kendi sözünün baştanbaşa sihir olsa
dahi âlem büyüklerini terbiye etmesinin söz konusu olduğunu söyleyerek kendi sanat
gücünün farkında olduğu halde alçak gönüllülük göstermiştir.
Fi’l-mesel ger sühanet cümle şeved sihr-i helâl
Ber-büzürgân-ı cihân terbiyet-i seyr harâm (Kt. 8- B. 11)
3. Şiiri İçin Kullandığı Benzetmeler
3.1. (Şiir-i rengîn, Rengin söz)
Divân şiirinde şiir söylemek sadece kelimelerin belirli ölçülere göre yan yana
dizilmesiyle oluşmaz. İyi şair olabilmek için bunun yanında kelimeleri sanatlı bir
şekilde bir araya getirmek gerekir. İyi şair hem geleneğin ön gördüğü kuralları hem de
şairlik yeteneğinin getirdiği özellikleri kullanarak hoş, latif ve süslü bir eser meydana
getirmelidir. Şevkî bu konuda kendini yetenekli görmektedir. Aşağıdaki beyitte
sözlerinin övgüde güzel bir lale bahçesine denk olduğunu söylemektedir.
Yer yer hatı zeyn etse n’ola sünbül-i terle
Rengîn sözi medhünde ki hoş lâle-sitândur (6. K, B. 46)
Hattat bir şair olan Şevkî şiirin güzel, hoş ve latif olmasına önem vermektedir.
Güzel ve süslü yazı yazmanın yazıyı güzelleştirdiği gibi renkli, güzel, hoş ve sanatlı söz
söylemenin de şiiri güzelleştireceğine inanmaktadır ve bunu şiirlerinde dile
getirmektedir. Beyitte de güzel yazısının şiirine hoş ve güzel bir suret verdiğini
söylemektedir.
Hüsn-i hattum şi‘r-i rengînüme sûret verdügi
Bu ki bulur hūblar hüsn-i hat-ile zīb u zeyn (15. K, B. 57)
3.2. Mantık, Ma‘nâ:19
Sözlük anlamı “denilmek istenen, kastedilen şey” demek olan ma’nâ, ayrıca
lâfızların tasvir ettiği yöneldiği veya lâfızlarla anlatılmak istenen veya onlarla anlaşılan
şey” olarak tanımlanır. Mâ’nâ ve mâ’nânın orijinalliği meselesi gerek tezkire, gerekse
dîvânlarda üzerinde oldukça fazla önem verilerek durulan konulardandır. Bir diğer
ifadeyle, daha 15. yüzyıldan itibaren kendilerini ünlü Arap ve İran şairleriyle kıyaslayan
ve onlarla rekabete giren şairlerimizin şiirde dikkate aldıkları en önemli ölçütlerden
birisi kuşkusuz anlamın orijinalliği olmuştur. Yine şairlerimiz, kendileriyle aynı

19 Konuyla ilgili diğer beyitler bkz (6. K, B. 19)
Edirneli Şevkî’nin Şair Anlayışı / Musa TILFARLIOĞLU
233
konumdaki diğer şairlerden kendilerini ayıracak önemli bir vasıf olarak şiirlerinde yer
verdikleri anlamların orijinalliği hususuna dikkatleri çekmiş ve bunu sıkça dile
getirmişlerdir. Bu konuyu ise büyük oranda, “daha önce başka bir şair tarafından ele
alınmamış, yeni üretilmiş anlamlar, hayaller; saf ve katışıksız düşünce” şeklinde
algılamışlardır.20 Şevkî mâ’nâ yanında şairde bulunması gereken vasıflarda mantıktan
da bahsetmektedir. Mantık, “söz, hakikat ararken zihnî muamelelerden hangilerinin
doğru ve hangilerinin yanlış yola çıktığını gösteren ilim, lüzum, maksat veya hüküm ile
iş, vâsıta veya delil arasında tutarlılık”21 şeklinde tanımlanmıştır. Şevkî, aşağıdaki
beyitte övdüğü kişi için, sözlerin türlüsünün onun güzel mantığına özgü sanatın ise onun
yaradılışında var olan nazikliğe özgü olduğunu söylemektedir.
Mantık-ı hûbuna mahsûsdur envâ‘-ı kelâm
Dikkat-i tab‘ına mensûbdur aksâm-ı hüner (3. K, B. 15)
Yine aşağıya aldığımız beyitlerde Şevkî, mâ’nâ ile ilgili görüşlerini
belirtmiştir. Yazmış olduğu kasideden alınan bu beyitlerde Şevkî övdüğü kişinin daha
önce söylenmemiş, akla gelmemiş sözlerin onun tarafından kullanıldığını, mâ’nânın
onun sözlerinde ışıldadığını söylemektedir.
Yüz gösterür ebkâr-ı ma‘ânî sühanından
Vicdânı meger âyine-i sûret-i cândur (6. K, B. 16)
Rûşen-durur elfâz-ı nefīsinde ma‘ânî
Lezzet gibi kim kand-i mükerrerde ‘ayândur (6. K, B. 18)
Tab‘ı çemeni kûşe-i gülzâr-ı İremdür
Kim ma‘ânî-i hûb anda revân hûr-ı cinândur
3.3. Hüsn-i hat :22
Hat sanatı Osmanlı kültürü içerisinde çok önemli bir yere sahiptir. Yazılan
eserlerin güzel ve süslü hatlarla yazılıp devlet büyüklerine sunulması gelenek haline
gelmiştir. Şairin yazmış olduğu güzel bir şiiri iyi bir hattat yazıya geçirmesi şiire ayrı bir
değer ve güzellik katar. Şiirin yazılması kadar yazıya geçirilmesi de önemlidir, çünkü
şiiri yazıya geçiren hattatın yapacağı hata şiire çok değişik anlamlar yükleyebilir.
Kendisi de hattat bir şair olan Şevkî bu konuya şiirlerinde sıkça değinmiştir. Aşağıya
alınan beyitlerde şair bu konuyla ilgili görüşlerini açık bir şekilde dile getirmektedir.
Şair, güzel yazısının sözlerine ayrı bir güzellik katığını söyler. Çünkü altının ancak
padişahın damgasıyla değer kazanacağını, yazısının sözüne hoş bir şekil verdiğini ve
güzelliğin yeni gelini olarak gördüğü şiirine güzel yazısının ayrı bir güzellik verdiğini
düşünmektedir.
Hatum sözüme verürse ‘aceb degül sûret
Ki zeyn olur hat-ı hub-ile âsafâ hancer (5. K, B. 50)

20 Kaya, Bayram Ali, a.g.m, s.200-201
21 Devellioğlu, Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, Aydın Yayınları, İstanbul, 1996.
s.580
22 Konuyla ilgili diğer beyitler bkz, (Kt. 8- B. 3), (5. K, B. 49)
Edirneli Şevkî’nin Şair Anlayışı / Musa TILFARLIOĞLU
234
Nev-‘arûs-ı hüsndür eş‘ârı gûyâ zeyn-içün
Asdı satr-ı hattı ana zülf-i müşg-efşân yine (19. K, 17. B)
Hatt-ı hûbum n’ola verse sözüme zînet ü zîb
Sikke-i şâhî ile bulsa gerek rağbeti zer (3. K, B. 30)
4. Şairle İlgili Benzetmeye Dayalı Özellikler
4.1. Şair-Avcı :
Şairde bir bakıma avcıdır. Avcının çeşitli tuzakları ve aletleri varken şairin
elinde olan ise kelimeler ve bu kelimeleri kullanma yeteneğidir. Şair kullandığı
kelimeler ve bu kelimelerle yaptığı çeşitli söz sanatlarıyla insanların gönüllerini avlar.
Şevkî aşağıdaki beyitte şairin ruh kuşunu yani insanların gönüllerini avlamak için
gümüş sayfalar üzerine güzel şiirler yazarak avcılar gibi tuzak kurması gerektiğini
söylemektedir.
Murg-i ervâhı şikâr etmege her dem kalemün
Hüsn-i hatdan varak-ı sîme çeker müşgîn-dâm (Kt. 8- B. 3)
Yine yazmış olduğu kasidenin bir beytinde mana kuşunu avlamak için gümüş
sayfalar üzerine tuzak kurmak gerektiğini belirtmektedir.
Kilk-i müşgîni nîzar etmege ma‘nâ murġın
Kodı sîmîn varak üzre hatı dâm-ı ‘anber (4. K, B. 14)
4.2. Şair-Okçu (kavvas) :
Şair yazmış olduğu kasidenin fahriye bölümündeki beyitle döneminin en iyi
şairi olduğunu söylemektedir. Beyitte şiir alanında kendisinin yayını kimsenin
çekemeyeceğini söyleyerek bu sahadaki üstünlüğünü belirtmiş, kendisini de okçuya
benzetmiştir.
Devletünde kimse çekmez yayumı eş‘ârda
Uşda şâhid hâlüme ey âsâf-ı saf-der kemân (13. K, B. 52)
Yine şairin yazmış olduğu bir başka kasidenin fahriye bölümünde yer alan
beyit yukarıdaki beyitle aynı doğrultudadır. Şair bu beyitte diğer beyitten farklı olarak
sadece şiir alanında değil nesir alanında da kendisinin çok hünerli olduğunu belirtirken
kendisini yine okçuya benzetmiştir.
İnşâ vü şi‘rde çekemez yayunı senün
İki kemânı gerçi bir edüp çeker nişân (14. K, B. 20)
4.3. Şair-Sâhir (büyücü) :
Şairlerin kendini büyücüye benzetmesi Divân edebiyatında karşımıza en çok
çıkan benzetmedir. Divân şairleri söyledikleri şiirlerin çok beğenilmesini şiirin
büyüleyiciliğine bağlarlar. Bu şiiri meydana getiren şairin ise büyücü olduğunu
Edirneli Şevkî’nin Şair Anlayışı / Musa TILFARLIOĞLU
235
söyleyerek şairi büyücüye şiiri ise büyüye benzetmişlerdir. Bu konu hakkında Nihat
Öztoprak şunları dile getirmiştir: “ Şairi şair yapan unsurların ilki onun yaratılışında var
olduğu kabul edilen şairlik gücüdür. Adından söz ettirebilmesi için şairin her şeyden
önce bu vasfa sahip olması gerekir. Ancak tek başına yeterli olmayan bu vasıf sonradan
dil, edebiyat, kültür, gelenek, inanç, dönemin çeşitli bilimleri vs. ile beslenir. İyi bir
şairin başka vasıfları da vardır: Sihir ve mucize gibi. Şair ara sıra da olsa kendini,
övmek ve yüceltmek maksadıyla olağan üstü, fizik ötesi ve bilinmeyene dayandırılan
güçlere sahip gibi gösterir. Meselâ: Sık olmasa da bazen, peygamber gibi muciz sözler
söylediğini, bir büyücü gibi büyüleyici şiirler yazdığını ifade ederek kendini peygamber
ve sahire benzetir.”23 Şevkî beyitlerde; sözlerinin mucize gösterici olduğunu söylemiş,
sözlerinin güzelliği ve temizliğinden dolayı açık bir şekilde sihir olduğunu söylemiş
dolayısıyla kendisini sahire benzetmiştir.
Lutf-i güftârun gibi her mısra‘ı mu‘ciz-nümâ
Hüsn-i elfâzuŋ gibi her beyti bir sihr-âferîn (15. K, B.5 4)
Kendü hâline münâsib nece hoş beyt demiş
Şâ‘ir-i pâk-sühan sihr-nümâ ya‘ni hümâm (Kt. 8- B. 10)
4.4. Şair-Peygamber:
Divân şiirinde şairler bazen kendilerini peygambere benzetirler. Bu
peygamberlerin başında Hz. İsa gelmektedir. Şairin kendisini Hz. İsa’ya benzetmesi
yazdığı şiirlerle bir yandan kelimeleri diğer yandan da ölü gönülleri diriltip canlılık
vermesi bakımındandır. Böyle yaparak şair, şiirinin ne kadar etkili olduğunu
vurgulamaya çalışmaktadır. Kur’ân’da bahsedildiği üzere Hz.İsa ölüleri diriltir, hastaları
iyileştirir, körlerin gözünü açardı.24
Divân edebiyatında şairlerin kendilerini
benzettikleri diğer peygamber ise Hz. Musa’dır. Şairler Hz. Musa’nın Allah ile
konuşması, Firâvun’un sihirbazlarını aciz bırakması, Hızır ile yolculuk yapması, elini
koynuna sokup çıkarınca nur olması gibi özelliklerini kullanarak şiirlerinde işlemişler
ve kendilerini Hz. Musa’ya benzetmişlerdir. Şevkî aşağıdaki beyitte kendisini hem Hz.
İsa’ya hem de Hz. Musa’ya benzeterek vasıfsız insanlarla dost olamayacağını
belirtmektedir.
Mûsî-i vaktsin işitme sözin Fir‘avnun
Îsî-i vaktsin edinme muhibb degme harı (20. K, B. 34)
4.5. Şair-Ressam :
Şairler kelimelerle olayları anlatıp tasvir ederken ressamlar(nakkaş) bunu
çizerek yaparlar. Nakkaşların en meşhuru Mânî’dir. Şehinşah Şahpur Mânî’yi
Persepolis'e çağırıp üç büyük nakkaşın resmettiği pay-i taht odasının dördüncü duvarını
nakş'etmesini istemiştir. Taht odasında, nakkaşın marifetini imtihan için bir çeşme ve
havuz resmedilmiş idi. Çağrılan nakkaşlar resmedilenlere hayran kalır ve susuzluğunu
gidermek için testileri ile çeşmeden akan sulardan içmek isterler ve testileri kırılır. Mâni
içeri girince etrafına bakar ve resmedilen havuza yedi renkli bir balık resmeder.

23 Nihat, Öztoprak, a.g.m, s.111
24 Nihat, Öztoprak, a.g.m, s.106
Edirneli Şevkî’nin Şair Anlayışı / Musa TILFARLIOĞLU
236
Nakkaşın maharetine hayran kalan Şahpur eseri onun tamamlamasına izin verir.
Böylece dördüncü duvarı Mâni tamamlar. Şevkî ise aşağıdaki beyitte dile getirdiği zafer
sahnesini kendisinin ünlü nakkaşdan daha iyi vasfedeceğini söylemektedir.
Eyleye Şevkî-sıfat sûret-ger-i Mâniyi mât
Yazmaga reng-i sıfâtın bulsa sûret ger zafer (7. K, B. 25)
5. Diğer Şairler Hakkındaki Görüşleri
5.1. Beğendiği Şairler:
Şevkî’nin şairde olması gereken vasıflar ve kendi şairliği hakkında belirttiği
görüşler yukarıdaki beyitlerde görülmektedir. Şevkî şairliğini beğendiği sanatçılar
hakkındaki görüşlerini yazmış olduğu kıt’alarda ve kasidelerin medhiye bölümlerinde
açık bir şekilde dile getirmiştir. Piri Çelebi’ye yazmış olduğu kasidenin medhiye
kısmında onun sözlerinin güzelliğinden ve bunun Pîrî Çelebi’nin güzel mantığından
kaynaklandığını, onun şairliğini övmektedir.
Kıdve-i ehl-i kerem hazret-i Pîrî Çelebi
Ki verür gerd-i rehi dîde-i hurşîde basar (3. K, B. 14)
Mantık-ı hubuna mahsusdur envâ‘-ı kelâm
Dikkat-i tab‘ına mensubdur aksâm-ı hüner (3. K, B. 15)
Gösterelden kalemi sadr-ı mesâlihde kıyâm
Secde-i tâ‘at emrine ‘utârid kor ser (3. K, B. 16)
Suret-i hüsn-i hatından görinür ma‘ni-i hûb
Nitekim sünbül-i sebden gül-i ruhsâr-ı kamer (3. K, B. 17)
Yine yazmış olduğu bir kasidenin medhiye bölümünde övdüğü kişinin ismini
belirtmeden onun şairliğini överken kalemini mana kuşunu avlayacak kadar maharetli
kullandığını, yakutun onun sözleri karşısında mahcub duruma düşerek kırmızı rengini
aldığını ve onun kaleminden çıkan sözlerin insanı misk kokusu gibi etkilediğini
söylemiştir.
Kilk-i müşgîni nizar etmege ma‘nâ murġın
Kodı sîmîn varak üzre hati dâm-ı ‘anber (4. K, B. 14)
Yâkut sözinden bulalı reng-i hacâlet
Yıllardur odından dil-i hârâda nihândur (6. K, B. 21)
Ol kilk-i güher-bârı ne âhu-yı Hotendür
Kim safha-i kâfur üzere müşg-fesândur (6. K, B. 23)
Şevkî, Muhammed Çelebi’ye yazmış olduğu kıt’ada onun yaratılışında bulunan
şairlik vasıflarını övgüyle anlatmaktadır. Şevkî, Muhammed Çelebi’yi anlatırken güzel
bakışlı, sözlerinin tamamıyla sanatlardan oluştuğunu, bütün farklı sözlerin onun güzel
mantığının ürünü olduğunu, Nakkaş Mânî’nin Erjeng isimli eserinin bile onun yazısının
Edirneli Şevkî’nin Şair Anlayışı / Musa TILFARLIOĞLU
237
güzelliği karşısında boyun eğdiğini dile getirerek Muhammed Çelebi hakkındaki
görüşlerini dile getirmiştir.
Fahr-ı erbâb-ı kemalat Muhammed Çelebi
Ey ki sensin nazar-ı lutf-ile mümtaz-ı enâm (7. Kt, B. 1)
Kande kim bast-ı ma‘ânîde kelâm eyleyesin
Ser-be-ser san‘at-ı tecnîs-durur ya iham (7. Kt, B. 2)
Dikkat-i tab‘una mensûbdur akşam-ı hüner
Mantık-ı hûbuna mahsûsdur enva‘-i kelâm (7. Kt, B. 3)
Rakam-ı dil-keşüne nüsha-i erjeng esîr
Hatt-ı müşgîn-i güher-paşuna yâkut gulam (7. Kt, B. 4)
Murg-i ma‘niyi şikar etmege nazüklik-ile
Kalemün safha-i yakuta çeker müşgin-dam (7. Kt, B. 5)
5.2. Eleştirdiği ve Beğenmediği Şairler:
Şevkî, beğendiği şairleri anlatırken güzel kelimeleri özenli bir şekilde dile
getirirken yerdiği şairleri anlatırken de oldukça ağır sözler kullanmıştır. Şevkî
beğenmediği şairleri anarken bazen küfür bile kullanmıştır. Şevkî beğenmediği şairlerin
hepsini yazmış olduğu kıtalarda belirtmiştir. Bu kıt’alarda ismi geçen şairler, Kebiri,
Basiri ve Visâli’dir. Şevkî, Kebiri için yazmış olduğu kıt’ada onun şiir söyleyenler
arasında hiçbir değerinin olmadığını söyleyerek onu şair olarak görmediğini açıkça
belirtmektedir.
Kebiri şi‘r-gular arasında
Hemân a‘dâd icinde sıfra benzer (Kt. 2- B. 1)
Tezâyüd verür a‘dâda velikin
Hesâba saymaz anı ehl-i defter (Kt. 2- B. 2)
Yine Visâli için yazmış olduğu başka bir kıt’ada onun başka şairlerin şiirlerini
alıp bozarak tekrar yazmasını eleştirmiştir.
Nâsih-i fenn-i beyân ya‘ni Visâli hazreti
San‘at-ı ş‘ir içre öte ucıdur devletsüzün (Kt. 4- B. 1)
Şi‘rin istermiş Necâtinün ki tâ düzüp boza
Himmet-i a‘lâsını bi’llâh görün himmetsüzün (Kt. 4- B. 2)
Şi‘r içinde ğayr-ı farziyyâtı ‘arz eyler bize
Nic’edelüm söylenir sözdür ki söz sünnetsüzün (Kt. 4- B. 3)
Basiri ve Ruhi’den bahsettiği aşağıdaki kıt’ada ise Şevkî açık bir şekilde bu iki
şaire küfür etmiştir.
Ey Basıri katı gönli karadur Ruhinün
Edirneli Şevkî’nin Şair Anlayışı / Musa TILFARLIOĞLU
238
Ko dahı sende de var bir perecik alacasın (Kt. 5- B. 1)
Kankısı yeg ikisinden dediler ben de dedüm
Si..yin tonuzun alacasın u karacasın (Kt. 5- B. 2)
SONUÇ
Divân edebiyatı içerisinde; Necati, Baki, Fuzuli, Nabi, Nef’î, Nedim, Şeyh
Galip gibi şairler geleneksel yapıyı zorlayarak kendilerine özgü bir üslup meydana
getirmişlerdir. Ancak bu şairlerin dışında gelenek içerisinde eser vermiş binlerce şair
vardır. Kendi dönemlerinde üstat şairler arasında yer almayan, ikinci derece şairler
arasında gösterilen şairler, geleneğin kendilerine imkân tanıdığı çerçeveler içerisinde
eserler vermişlerdir. Kendilerine belirlenen bu çerçeve içerisinde eserler veren bu
şairlerin kendilerine ait bir sanat görüşü olup olmadığı tartışma konusu olmuştur. Ancak
bu şairlerin eserleri incelendiğinde şiir ve şair hakkındaki düşüncelerini açık bir şekilde
dile getirdikleri görülmektedir. Dolayısıyla bu şairlerin şiir ve şair hakkında bir
düşüncelerinin olmadığını söylemek büyük bir yanılgı içerisinde olmak demektir.
Yapılan bu çalışmada Edirneli Şevkî’nin şairde bulunması gereken temel
vasıfların neler olması gerektiği hakkındaki düşüncelerini ortaya çıkarmaya çalıştık.
Şevkî, geleneğin kendisine belirlediği çerçevenin dışına çıkmadan ve geleneğin
kendisine tanıdığı imkânlar dâhilinde bir şairde bulunması gereken vasıfları açık bir
şekilde belirtmeye çalışmış ve bunda da bizce başarılı olmuştur.
KAYNAKÇA
Canım, Rıdvan, Latifi Tezkiretü’ş-Şu’ara, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı, Ankara,
2000.
Eyduran Sungurhan, Aysun, Kınalı-zade Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-Şu’ara, Kültür
Bakanlığı Yayınları, Ankara, M. A s.110-646, M. B 2-454.
Devellioğlu, Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, Aydın Yayınları, İstanbul,
1996.
İsen, Mustafa, Künhü’l Ahbâr’ın Tezkire Kısmı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayını-Sayı:93 Tezkireler Dizisi-Sayı:2,
Ankara, 1994.
İsen, Mustafa, Sehî Bey Tezkiresi-Heşt Bihişt, Akçağ Yayınları, Ankara, 1998.
Karataş, Turan, “Poetik Düşünüşün Klâsik Şiirde Dile Getirilişi: Bâkî Divânı Örneği”,
A.Ü Türkiyat Araştırmaları Enstitü Dergisi, Erzurum, 2009, Sayı:39(Prof. Dr.
Hüseyin AYAN Özel Sayısı).
Kaya, Bayram Ali, “Necati Bey’in Şiir Anlayışı”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 27,
İstanbul 2012.
Kurumuş, Cengiz Veli, “Nedim’in Gazellerindeki Mahlas Beyitlerinin Şiir ve Şair
Üzerine Düşündürdükleri”, I. Uluslar arası Türk Dili ve Edebiyatı Öğrenci
Kongresi TUDOK 2006(11-13 Eylül) İstanbul Kültür Üniversitesi, Bildiriler,
İstanbul-2008
Edirneli Şevkî’nin Şair Anlayışı / Musa TILFARLIOĞLU
239
Öztoprak, Nihat, “Rûhî’nin Şiir Anlayışı”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, S. 12,
İstanbul 2005.
Öztoprak, Nihat, Rûhî’nin Şair Anlayışı, Osmanlı Araştırmaları XXVIII, istanbul, 2006.
Tolasa, Harun, Sehî, Latîfî, Âşık Çelebi Tezkirelerine göre 16 y.y’da Edebiyat Araştırma
ve Eleştirisi I, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İzmir 1983
Yakar, H. İbrahim, Edirneli Şevkî Dîvânı, Palet Yay. Konya, 2010.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar