DİVAN ŞAİRLERİNİN GÖZÜYLE FARS ŞAİRİ ÖMER HAYYÂM

Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisi (OMAD), Cilt 2, Sayı 4, Kasım 2015, ss. 30-40.
Journal of Ottoman Legacy Studies (JOLS), Volume 2, Issue 4, November 2015, pp. 30-40.
ISSN 2148-5704
__________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
DİVAN ŞAİRLERİNİN GÖZÜYLE FARS ŞAİRİ ÖMER HAYYÂM
Persian Poet Omar Khayyam from the Perspective of Divan Poets
Mehmet Sait ÇALKA∗
Özet: Rubâî nazım şekliyle kaleme aldığı manzumeleriyle şöhret bulan 12. yüzyıl Fars edebiyatının en
önemli şairlerinden Ömer Hayyâm’ın rubaileri Osmanlı Dönemi Türk edebiyatında da etkili olmuştur. Ömer
Hayyâm’ın Türk edebiyatındaki yansımaları bağlamında günümüze kadar sadece bir iki bilimsel çalışma yapılmıştır.
Bu çalışmalara bakıldığında ise Hayyâm’ın klasik dönemden ziyade 19. yüzyıl ve sonrası dönem Türk edebiyatına
yansımaları üzerinde durulduğu görülmektedir. Hatta Ömer Hayyâm’ın Osmanlı Dönemi’nde hemen hemen hiç
tanınmadığı, şairlerin divanlarında pek geçmediği ve ancak 19. yüzyılın oryantalistleri tarafından tanıtılarak
bilinmeye başlandığı vurgusu yapılmıştır. Bu çalışmada, Hayyâm’ın Osmanlı şairleri tarafından en az 16. yüzyıldan
beri tanındığı, hakkında manzumeler yazıldığı, özellikle rubâî nazım şeklinde örnek alınan ve ilham kaynağı olan bir
şahsiyet olduğu verilen örneklerle ortaya konmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Ömer Hayyâm, Osmanlı divan şairleri, rubâî, edebî etkileşim
Abstract: Omar Khayyam was one of the most important poets of twelfth century Persian literature. His
Rubaiyyat were influential in Ottoman Turkish literature. Two studies focusing on Khayyam’s influence on the
Ottoman poetry cover his influence in the nineteenth century and modern Turkish literature. They even imply that
Khayyam’s Rubaiyyat were not known in the earlier Ottoman periods and they were brought to light by the
Orientalists in the nineteenth century. This study presents that Khayyam was known by the Ottoman poets as early as
in the sixteenth century and his Rubaiyyat were influential in the classical Ottoman Divan poetry.
Key Words: Omar Khayyam, Ottoman divan poets, rubaiyyat, literary interaction
Giriş
Asıl adı Hâce İmam Ömer el-Hayyâmî yahut Hayyâm en-Nîşâburî olan Ömer Hayyâm,
12. asır Fars topraklarında doğmuş âlim ve filozof olarak kabul edilen bir şahsiyettir.1
Miladi 1039-1048 yılları arasında Horasan eyaletinin merkezi Nîşâbur’da doğan Ömer
Hayyâm, öğrenimini ve hayatının büyük bir kısmını orada ve Semerkant’ta geçirmiştir. Sözlükte
hayyâm kelimesi “otağ veya çadır yapımcısı” anlamına gelmekle birlikte onun İran’da yerleşmiş
Arap asıllı Hayyâmî kabilesine mensup olabileceği de düşünülmektedir. Kendisine büyük ilgi
gösteren Selçuklu sultanlarının, Vezir Nizâmülmülk’ün saraylarında görev yapmaktan
hoşlanmayan Hayyâm, bilimsel araştırmalara adanmış sakin bir hayatı seçerek zaman zaman
Semerkant, Buhara, Belh ve İsfahan gibi bilim ve sanat merkezlerinde dolaşmayı tercih etmiştir.
Semerkant’ta iken Ebû Tâhir isminde yüksek makam sahibi bir memurun himayesine girmiştir.
Hayatının son demlerini Nîşâbur’da geçiren Hayyâm’ın hicri miladi 1123-1132 yılları arasında
seksen beş yaşlarında öldüğü tahmin edilmektedir.2
∗ (Yrd. Doç. Dr.), Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,
Rize/Türkiye, e-mail: calkamehmetsait@hotmail.com 1 Hüseyin Dâniş, Ömer Hayyâm Rubâîler, Şule Yayınları, İstanbul 2012, s. 1. 2 Yavuz Unat, “Hayyâm”, İslam Ansiklopedisi, Cilt: 34, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2007, s. 66.
Mehmet Sait Çalka Divan Şairlerinin Gözüyle Fars Şairi Ömer Hayyâm
İbn Sînâ ekolüne mensup bir âlim-filozof olduğu kabul edilen Ömer Hayyâm cebir,
geometri, astronomi, fizik ve tıpla ilgilenmiş, müzikle uğraşmış, ayrıca adını ölümsüzleştiren
rubâîlerini kaleme almıştır. Ali b. Zeyd el-Beyhakî Hayyâm’ın hâfızasının fevkalâde kuvvetli
olduğunu, dil, fıkıh, tarih ve kıraat sahalarında geniş mâlûmatı bulunduğunu, riyâziye, tıp ve
diğer aklî ilimlerde eşsiz olduğunu söylerken Necmeddîn-i Dâye onun hakkında “bahtsız bir
filozof, Allahsız ve maddeci” demektedir.3
Hakkında söylenen ve yazılan yorum ve değerlendirmelerin çoğu olumsuz olmasına
rağmen cebir, geometri, astronomi, fizik ve tıp alanlarının yanı sıra özellikle rubâî nazım
şekliyle kaleme aldığı manzumeleriyle şöhret bulan Ömer Hayyâm, Fars edebiyatı tarihinin en
fazla irdelenen ve merakla araştırılan simalarından biridir. İlim ve edebiyat sahalarında
müstesna bir şahsiyete sahip böyle bir edibin Osmanlı dönemi Türk edebiyatında etkisinin
olmadığı düşünülemez. Ömer Hayyâm’ın Türk edebiyatındaki yansımaları bağlamında
günümüze kadar sadece iki bilimsel çalışma yapılmıştır.4 Bu çalışmalara bakıldığında ise
Hayyâm’ın Klasik dönemden ziyade 19. yüzyıl ve sonrası dönem Türk edebiyatına yansımaları
üzerinde durulduğu görülmektedir. Hatta Ömer Hayyâm’ın Osmanlı döneminde hemen hemen
hiç tanınmadığı, şairlerin divanlarında pek geçmediği; ancak 19. yüzyıl Oryantalistleri
tarafından tanıtılarak bilinmeye başlandığı vurgusu dahi yapılmıştır.5 Oysa pek çok Osmanlı
şairinin manzumelerinde Ömer Hayyâm’ın kendine yer bulduğu, yaklaşık olarak 16. asırdan
itibaren divan şairlerimiz tarafından tanınan, örnek alınan ve ilham kaynağı olarak kabul edilen
bir şahsiyet olduğu, yaptığımız taramalar neticesinde ortaya çıkmaktadır.
1. Hayyâm’ın Asıl Şöhreti: Rubâî
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Hayyâm’ın şöhreti ilmî yönünden ziyade rubâîleriyle
olmuştur. Rubâîlerinde, başta varoluş ve hazcılık (epiküryen düşünce) olmak üzere dünyanın
geçiciliği, metafizik, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata, insana ve kozmik
âleme ilişkin konularda özgürce ve sınır tanımaz bir şekilde akıl yürütme olgusu vardır. Bunu
yaparken ne içinde yaşadığı toplumun ne de daha önceki zamanlarda yaşamış toplumların kabul
ettiği kurallara bağlı kalmamış, kendinden önce yaşayanların insan aklına koymuş olduğu
sınırları kabullenmemiş ve bir anlamda dünyayı, insanı ve varoluş nedenini sorgulamıştır. Bu
yönüyle de çağını aşarak günümüze kadar ulaşan Hayyâm, çoğu çevrelerce de bu yönde
eleştirilmiştir.6
Ömer Hayyâm’ın günümüze kadar ulaşan rubâîlerine bakıldığında kendisine isnat
edilemeyecek birçok rubâînin varlığından bahsetmek mümkündür. Bu konuda İstanbul’da
yaşamış İran asıllı edebiyat araştırmacısı Hüseyin Dâniş (ö. 1943) Batılı müsteşriklerin
araştırmalarından da yararlanarak Hayyâm’ın rubâîlerini bir araya getirmiş ve bu çalışmadan
sonra da Hayyâm’ın rubâîleri üzerinde farklı tarihlerde çalışmalar süregelmiştir.7 Bu konu
üzerinde yapılan en kapsamlı çalışma olduğunu düşündüğümüz eserinde Hüseyin Dâniş,
Hayyâm ile ilgili şu değerlendirmeleri yapar:
“Hayyâm’ın şiirlerinde en ziyâde dikkat çeken şey mey, meyhâne, ıyş, nûş, şarap, küp, sâkî, çalgı,
çeng, saz, şarkı gibi kelimelerdir ve bu kelimelerin tebliğ ettiği anlamlar hemen daima şunlardır:
Zamanın hızlı akışını durdurmak mümkün değildir bu yüzden ömür hızla tükeniyor. Öyleyse şu andan
istifade edilmeli. Buraya nereden geldiğimizi bilmiyoruz. Buradan nereye gideceğimiz de meçhuldür.
Öyleyse şu yaşamakta olduğumuz zamandan daha hakikisi ve daha iyisi yoktur. Onu fırsat bilelim ve
3 V. Minorsky, “Ömer Hayyâm”, (Tekmil Eden: Ahmed Ateş), İslam Ansiklopedisi, Cilt: 9, MEB Basımevi, İstanbul
1964, s. 474. 4 Menderes Coşkun, “Oryantalizmin 19. Asırda İslam Tarihine Kazandırdığı Bir Şahsiyet: Ömer Hayyâm”, SDÜ Fen
Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Nisan 2013, Sayı: 28, s. 1-16; Ahmet Mermer, “Hayyâm ve
Rubâîleri'nin Türk Edebiyatına Yansımaları”, Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi, Sayı: 26, 2003, s. 235-242. 5 M. Coşkun, a.g.m., s. 2. 6 Ali Asgar Halebî, Kasım-ı Gani, Muhammed Ali-yi Furugi, Hayyâm Hayatı, Felsefesi ve Gerçek Rubaileri, Babil
Yayınları, Erzurum 2002, s. 169. 7 Söz konusu çalışmalar için bkz. Mehmet Sait Çalka, Divan Şiirinde Rubâî, Kriter Yayınları, Ankara 2015, s. 16.
Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisi / Journal of Ottoman Legacy Studies
Cilt 2, Sayı 4, Kasım 2015 / Volume 2, Issue 4, November 2015

31
Mehmet Sait Çalka Divan Şairlerinin Gözüyle Fars Şairi Ömer Hayyâm
kaçırmayalım. Yahut türlü türlü ilimler, keşifler gözlerimizin önündeki katmer katmer cehâlet
perdelerini tedricen yırtıp kaldırdıkça ardından bir karanlık tabaka daha çıkıyor. Bu gidişle her şeyin
tamamen bilinmesi her meçhulün tamamen anlatılması mümkün olmayacaktır.
Öyleyse her şeyi olduğu ve anlaşıldığı gibi kabul edelim ve bunun için keyfimizi bozmayalım. Yahut
bu âlemde eğer her şey yerinde ve yolunda değilse bundan dolayı da kederlenip umutsuzluğa
düşmeyelim, zevkimize bakalım. Çünkü ezelde bu işler yapılırken bizim fikrimizi soran olmadı vs.
Daha kısa söylemek lazımsa deriz ki rubâîlerin bütün meşhûrları şu Arapça mısrada toplanmıştır:
İğtenimû’l-fursate beyne’l-‘ademeyn. [İki yokluk arasındaki zamanı ganimet bilin.]”8
Değerlendirmelerinin devamında Hüseyin Dâniş, Hayyâm’ın günümüze kadar tam olarak
anlaşılmadığını ve özellikle birçok kesim tarafından ayyâş, sarhoş ve dinsiz olarak bilindiğini,
oysa bunun yanlış bir yaklaşım olduğunu dile getirmektedir. Dâniş’e göre Hayyâm’ın
rubâîlerini anlamak için onun seviyesinde bir ilim ve iz’âna sahip olunması gerekir. Bu durumu
dile getirirken birçok zahit ve İslâm fıkıhçıları tarafından tekfir edildiğinden de yakınır:
“Ömer Hayyâm’ın sarhoşluğuna gelince, biz bu mübalağalı iddianın doğruluğuna hiç inanmıyoruz.
Çünkü bu kötü zan gerçek olsaydı cebir ilmi hakkında mühim bir eser telif eden ve güvenilir
kaynaklara nazaran Zîc-i Melikşâhî de dâhil olduğu halde eserlerinin sayısı –ekserî Arapça ve felsefi
yahut fennî olmak üzere- ona ulaşan ve elbette az çok mazbut ve düzenli bir hayat geçirmiş olması
gereken bu zât düşüncesindeki yenilikleri gençlik çağında bile muhafaza edemezdi ve zamanının
yöneticileri tarafından o bildiğimiz saygın mevkilere yükseltilemezdi.
Batı’da Alfred de Musset, Paul Verlaine ve daha birçok şairin ve yazarın kötü sonu iddiamıza kuvvetli
bir delil ve manidar bir misal olabilir. Bu zavallı adamlar, işret iptilasından yakalarını
kurtaramadılar; sersem ve bunamış olarak bu dünyadan erken göçtüler. Yani ayyaşlık uğrunda
kurban gittiler. Hâlbuki Ömer Hayyâm, kuşkusuz hayli müddet yaşamış, yetmiş yaşını aştığını
rubâîsinde kendisi söylemiş ve kendi istiğna âleminde arızasız bir bilgin hayatı geçirmiştir.
Hayyâm’ın yazdıklarında daima kuşku vadilerinde dolaşması; zamanının ve çağdaşlarının
mizaçlarını, meşreplerini alaya alması; gelenek, görenek ve dinlerin sınırını aşıp geçecek kadar
pervasız olan beyan cesareti; zahitleri ve riyakârları gerçekten hırpalayan acı ve zehirli kinayeleri;
esaslı ve geniş bir bilimsel vukufun verdiği kudret ve salahiyetle söz söyleyerek edebiyatın durgun ve
sakin sularını bulandırışı; doğduğu ve yaşadığı memlekette herkesin kendisine yan bakmasına sebep
olmuştur. Bugün bile onun mesleği İslam fıkıhçıları ve zahitleri nezdinde kötülenir.”9
Ömer Hayyâm’ın rubâîlerini yayımlayan araştırmacılardan Uluslararası Azerbaycan
Üniversitesi fahri profesörü Ali Polat, Hayyâm’ın rubâîlerinde tespit ettiği dünyadan
bahsederken çalışmasında şu satırlara yer verir:
“Hayyâm yaşam ve ölüm konusunda derin düşüncelere dalarken dünyada güzellik, beden ve ruh
temizliği, sevmek ve sevindirmekten başka gönül bağlayacak bir şey olmadığını görmekte ve bize
düşünmeyi tavsiye etmektedir. Onlardan söz ederken de bunları en iyi şekilde değerlendirmeyi arzu
etmektedir.
Ömer Hayyâm’ın insanın yaratılışı ve evren hakkında kendine has bir düşünce ve felsefesi vardır.
Kendisine mantıksız gelen hiçbir şeyi körü körüne kabul etmez. Olup biten her şeyin nedenini
anlamak ister. Ölüm ve yaşam konusundaki meseleleri pozitif bir yaklaşımla, mantığa, gözlemlere ve
yaşamın maddi akışına dayanarak çözmeye çalışır. Bu nedenle dünyadaki olayları tarafsızca izlemeyi
tercih eder. Rubâîlerinde, insanın akıl ve mantık gözü ile kıskançlıktan uzak bir şekilde dünyaya
baktığı takdirde kendisini her zaman sarhoş hissedebileceğini anlatır.
Ömer Hayyâm’ın cebriyye prensiplerine (kaderciliğe) inandığı, rubâîlerinden açıkça anlaşılmaktadır.
Ona göre varlıkta cebr dışında hiçbir şey gerçekleşemez. İnsan zorunlu olarak doğar ve zorunlu
olarak ölür. İnsan belirli konularda kaderini kendi isteği doğrultusunda yönlendirebilir ancak
genlerinde yazılı olan temeli değiştiremez.”10
Hayyâm ve rubâîleri üzerinde kafa yoran bir diğer araştırmacı olan İranlı Taki
Pûrnâmdârîyân’ın da Hüseyin Dâniş’in Hayyâm ile ilgili olumlu düşüncelerine yakın ifadeler
kullandığı görülür. Buna göre Pûrnâmdârîyân, Hayyâm’ın şiirlerinden çıkartılan ayyaşlık,
8 H. Dâniş, a.g.e., s. 57. 9 H. Daniş, a.g.e., s. 58-59. 10 Ali Polat, Ömer Hayyâm ve Rubâîleri, Ofset Basım, İstanbul 2008, s. 25-27.
Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisi / Journal of Ottoman Legacy Studies
Cilt 2, Sayı 4, Kasım 2015 / Volume 2, Issue 4, November 2015

32
Mehmet Sait Çalka Divan Şairlerinin Gözüyle Fars Şairi Ömer Hayyâm
sarhoşluk gibi anlamların aslında Hayyâm’ın yaşadığı hayat ile bağdaşmadığını, Hayyâm’ın
sanılanın aksine mazbut bir hayat yaşadığını aşağıdaki rubâîyi açıklayarak dile getirmiştir:
“Derler ki cennet hurileriyle hoştur
Ben diyorum ki, üzüm suyu hoştur
Al şu peşini, çek elini veresiyeden
Davulun sesini uzaktan işitmek hoştur
Hayyâm’ın bu şiiri zahirî anlamda, bir yandan kıyamet gününü inkâr ederken diğer yandan ayyaşlığı
övmektedir. Bu manzume, Hayyâm’ın şeriata karşı olduğu izlenimi vermektedir. Oysa Hayyâm
hakkında telif edilen kitaplarda, “Huccetu’l-Hakk”, “Ale’l-Hakk” gibi sıfatlarla anılmıştır. Bu iki
durum birbiriyle bağdaşmaz. İmam lakabı bir insana verildiği zaman o insanın yüce bir makama
sahip olduğu anlaşılır ve bu makam, mezkûr şiirden anlaşılan anlamla bağdaşmaz. Bu yüzden bir
şairin şiirleriyle onun yaşam tarzı arasında bağlantı kurmak yanlıştır. Bir insan düşüncelerini şiir
diline dökebilir. Ancak bu, düşüncelerin pratik hayatta da yansıyacağı anlamına gelmez.”11
Bu ve buna benzer fikirler bağlamında düşünüldüğünde Ömer Hayyâm’ın hayat felsefesi
ile şiirde kullandığı dilin bir farklılık arz ettiği söylenebilir. Kendisine atfedilen birçok rubâînin
aslında kendisine ait olmayıp Hayyâm adında başka kişi veya kişilere ait olduğu şüphesinin
varlığı da düşünüldüğünde12 Hayyâm ve düşünce dünyası ile ilgili kesin bir kanıya varmak
oldukça güç bir hâl almaktadır. Bu da Hayyâm üzerinde yapılması lazım gelen araştırmaların
sayıca artması gerekliliğini ortaya koymaktadır.
2. Divan Edebiyatı Manzumelerinde Hayyâm
Kaleme almış olduğu veya kendisine atfedilen rubâîler vasıtasıyla rubâî nazım şeklinin
öncüsü olarak kabul edilen Ömer Hayyâm, Osmanlı şairleri tarafından da benimsenmiş ve
birçok manzumede ismen zikredilerek özellikle rubâî sahasındaki mahareti gıptayla dile
getirilmiştir. Öyle ki pek çok klasik Türk şairi, Acem şairlerinden bahsederken, kendi şiir
kabiliyetlerini överken veya rubâî nazmederken kendilerini Ömer Hayyâm ile kıyaslama gayreti
içine girmiş ve kendileri için “Hayyâm-ı Rûm”, “Hayyâm-ı Zamân”, “Hayyâm-veş” ve
“Hayyâm-sıfat” gibi sıfatlar kullanmıştır. Aşağıda vereceğimiz örnek manzumelerde de
görüleceği üzere özellikle 16. asırdan itibaren pek çok Osmanlı şairi için Hayyâm şiir ustalığı
yönünden örnek alınacak, gıptayla bakılacak bir şahsiyettir.
Ömer Hayyâm’ı şiirlerinde zikreden şairler kronolojik sırayla: 16. yüzyılda Süheylî (ö.
1632’den sonra); 17. yüzyılda, Azmi-zâde Hâletî (ö. 1631), Nef‘î (ö. 1635), Fehîm-i Kadîm (ö.
1647), Mezâkî Süleyman Efendi (ö. 1676) ve Vahyî (ö. 1718); 18. yüzyılda, Said Giray (ö.
1728), Süleyman Nahîfî (ö. 1738), Neylî (ö. 1748), Hâzık Mehmed Efendi (ö. 1762) ve Sümbülzâde
Vehbî (ö. 1809); 19. yüzyılda ise Eşref Paşa (ö. 1894), Şânîzâde Atâullah (ö. 1826),
Yenişehirli Avnî (ö. 1883) ve Âsaf mahlaslı Mahmûd Celâleddin Paşa’dır (ö. 1903).
Yukarıda adlarını zikrettiğimiz şahsiyetlerin Ömer Hayyâm ile ilgili söz konusu
manzumelerinden ayrıntılı bahsetmek gerekirse; 16. yüzyıl Türk edebiyatının önemli
simalarından olan Süheylî; Rum ve Fars topraklarında yaşayan dikkate değer şairlerin şiir
özelliklerini methettiği ve bir bakıma manzum tezkire özelliğini taşıyan “Bu Kasîde-i Be-nâm
Şu‘arâ-yı Sâhib-kemâlden Sâdât-ı Ervâm ü A‘câm Vasf Olınup Gülşen-i Şu‘arâ Nâmıyla
Mevsûmdur” başlıklı kasidesinde daha önce pek rağbet görmeyen rubâî nazım şeklinin Ömer
Hayyâm ile birlikte tanındığına dikkat çekmiştir. Bilindiği gibi Hayyâm, kelime olarak otağcı
anlamına gelir. Süheylî de bu manzumede Ömer Hayyâm tarafından yapılan çadırın etrafının
altın işlemeli beyit, rubâî ve kıt’alarla bezendiğine vurgu yaparak Hayyâm’ın rubâîdeki
maharetini övmüştür:
Sahrâ-yı ‘ademden getürüp haymeyi Hayyâm
Kurdı nice yıl itdi anı menzil ü me’vâ
11 Taki Pûrnâmdârîyân, “Ömer Hayyâm’ın Gerçek Yüzü”, Nâme-i Âşina, Ortak Kültür Mirasının Arayışında, İran
İslâm Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Kültür Müsteşarlığı Yayınları, Yıl: 6, 17-18, Yaz-Sonbahar 2004, s. 35. 12 T. Pûrnâmdârîyân, a.g.m., s. 38.
Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisi / Journal of Ottoman Legacy Studies
Cilt 2, Sayı 4, Kasım 2015 / Volume 2, Issue 4, November 2015

33
Mehmet Sait Çalka Divan Şairlerinin Gözüyle Fars Şairi Ömer Hayyâm
Ol haymenüñ eknâfını altun ile yazdı
Ebyât ü rubâ‘îyle nice kıt‘a-i zîbâ (Kaside 48/27-28)13
17. yüzyılda yaşamış olan ve genel olarak Türk edebiyatı tarihinin rubâîde en meşhur
şahsiyeti olarak kabul edilen Azmi-zâde Hâletî’nin de divanının müfretler kısmında rubâîde
mahir olduğunu vurgulamak için kendisini Ömer Hayyâm’a benzettiği görülür. Söz konusu
manzumede Hâletî, kalemi mânâ otağının ortasındaki direğe benzetmiş, kendisini ise zamanın
“Rubâî çarşısının Hayyâm’ı” olarak tanıtarak Hayyâm’ın rubâîdeki şöhretine dikkatleri
çekmiştir.
Gûyâ sütûn-ı hayme-i ma‘nâ olup kalem
Hayyâm-ı çârsû-yı rubâ‘î benem bu dem (Müfred 353)14
Hem fahriyede hem de hicviyede iddialı manzumeler kaleme alan 17. yüzyılın en önemli
şahsiyetlerinden olan Nef‘î de şiirlerinde Ömer Hayyâm’dan bahsetmiş ve onun şahsiyetinde
kendini övmüştür. Sayıları çok olmasa da rubâî nazım şekliyle de manzumeler kaleme alan şair,
divanında Der Medh-i Şeyhülislâm Mezkûr Muhammed Efendi başlıklı kasidesinde kendi şiir
ustalığını överken rubâî ile ilgilenmesi durumunda en az Hayyâm kadar başarılı olabileceğini
dile getirmiştir:
Hâfız u İbn-i Yemînim gazel ü kıt’ada ger
Söylesem belki rubâ’îde olurdum Hayyâm (Kaside 50/65)15
Der Medh-i Sultân Murâd Hân Aleyhirrahmetü Velgufrân başlıklı bir diğer kasidesinde
ise şair, kaleme aldığı rubâîlerin etkili ve başarılı olduğunu vurgulamak adına söz konusu
rubâîlerin Hayyâm’ın ruhunu şad edip raksa getirdiğini ifade ederek Hayyâm’ın rubâî
sahasındaki şöhretini hatırlatmıştır. Nef‘î’nin ayrıca rubâîlerin dört parçadan yani dört dizeden
teşekkül edildiğine gönderme yaparak çehar-pâre ifadesini kullanması rubâî ile ilgili Fars
kaynaklı bilgiye de sahip olduğunu göstermesi açısından da ayrıca dikkat çekicidir.16
Getirdi şavk-ı rubâ‘îlerim tekellüfsüz
Çehâr-pâre ile raksa rûh-ı Hayyâm’ı (Kaside 22/40)17
17. yüzyılda Sebk-i Hindî tarzının en önde gelen temsilcilerinden olan Fehîm-i Kadîm ise
mahlasını kullanarak kendisini methettiği aşağıdaki rubâîde, çaresiz bir şekilde Ömer
Hayyâm’ın aşkıyla sarhoş olduğunu, bu yüzden bu dünya çarşısında adının kötüye çıktığını ve
rubâîye olan düşkünlüğünden dolayı da tıpkı Ömer Hayyâm gibi dile düşüp şöhret kazandığını
dile getirerek Hayyâm’a olan hayranlığını açıkça dile getirmiştir:
Nâ-çâr ki mest-i ‘aşk-ı Hayyâm oldum
Bu çâr-sû-yı cihânda bed-nâm oldum
‘Aşk ile idüp rubâ‘îye meyl Fehîm
Hayyâm-sıfat şöhret-i eyyâm oldum (Rubâî XLVI)18
17. yüzyılın bir başka önemli şahsiyetlerinden olan Mezâkî Süleyman Efendi de İltimâsnâme
Berây-ı Ahmed Paşa başlıklı kasidesinin fahriye bölümünde, kendi sözlerinin marifet
13 M. Esat Harmancı, Süheylî, Ahmed Bin Hemdem Kethudâ, Dîvân. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve
Yayımlar Genel Müdürlüğü, İznik 2007, s. 138, http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/10650,girismetinpdf.pdf?0
, erişim tarihi: 09.10.2015. 14 Bayram Ali Kaya, Azmi-zâde Hâleti Dîvânı, Hayatı, Edebî Kişiliği ve Divanı’nın Tenkitli Metni, Cilt: 2, Harvard
Üniversitesi, Cambridge 2003, s. 351. 15 Metin Akkuş, Nef’î Divanı, Akçağ Yayınları, Ankara 1993, s. 218; Hakan Yekbaş, “Divan Şairinin Penceresinden
Acem Şairleri”, Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or
Turkic, Volume 4/2, Winter 2009, s. 1180. 16 Çehâr-pâre ve diğer rubâî isimleri için ayrıca bkz. M. S. Çalka, a.g.e., s. 171 vd. 17 M. Akkuş, a.g.e., s. 116. 18 Tahir Üzgör, Fehîm-i Kadîm, Hayatı, Sanatı, Dîvânı ve Metnin Bugünkü Türkçesi, AKM Yayınları, Ankara 1991,
s. 704-705.
Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisi / Journal of Ottoman Legacy Studies
Cilt 2, Sayı 4, Kasım 2015 / Volume 2, Issue 4, November 2015

34
Mehmet Sait Çalka Divan Şairlerinin Gözüyle Fars Şairi Ömer Hayyâm
otağında konu edildikçe tıpkı Hayyâm’ın söz ustalığının kıskanılması gibi kendi sözlerinin de
kıskanıldığını ifade etmiştir. Bu ise Osmanlı’da Hayyâm’ın şairlerce tanınıp kıskanıldığını
ortaya koyması adına kayda değer bir başka ifade olarak ele alınabilir.
Vasf-ı hıyâm-ı ma‘rifet itdükce sözlerüm
Reşk-i sühan-tırâzî-i Hayyâm isterin (Kaside 15/40)19
Yine Mezâkî Süleyman Efendi’nin fahriye bölümünde Acem şairleriyle kendi şiirlerini
mukayese ettiği ve kendisini onlardan daha üstün tuttuğu Der-Sitâyiş-i Kâim-i Makâm Mustafa
Paşa adlı bir başka kasidesinde ise şiirdeki kılıç gibi keskin fikirlerinin Ömer Hayyâm’ın
sözlerini dört parçaya ayırdığını vurgulamış ve daha önce Nef‘î’de olduğu gibi rubâîlerin dört
parçadan yani dört dizeden teşekkül edildiğine göndermede bulunarak Çâr-pâre ifadesini
kullanmıştır. Ömer Hayyâm’dan bahsettiği bir önceki beytini de göz önünde
bulundurduğumuzda aslında Mezâkî Süleyman Efendi’nin de Hayyâm’a karşı bir kıskançlık
hissi beslediği yönünde fikir beyan etmek mümkündür.
Eyledi tîg-ı dest-i endîşem
Çâr-pâre kelâm-ı Hayyâm’ı (Kaside 22/46)20
17. yüzyılın bir başka şairi olan Vahyî ise divanında bulunan ve Kasîdeyiçe Der-vasf-ı
‘Îd-i Rûze ve Ahvâl-i İstanbûl başlığını taşıyan kasidesinin fahriye bölümünde kendini överken
şiirlerinin oynak bir çalgıcı tarafından değerlendirilmesi durumunda ölülerin çürümüş
kemiklerini bile raks ettirebileceğini dile getirmiştir. Hemen ardından, şiir söylemedeki
ustalığını yüceltmek için ise Ömer Hayyâm’ın kendisine ancak talebe olabileceğini zikrederek
kendini Hayyâm’dan üstün tutmuştur:
Nağme-senc olsa eger nazmum ile mutrib-i şûh
Raks ide şevk-ile her mürde-i efsürde-‘izâm
Tab‘-ı pâkümdür o ‘allâme-i nâdire-edâ
Olsa tilmîz sezâdur aña tab‘-ı Hayyâm (Kaside 22/17-18)21
18. yüzyıla gelindiğinde Ömer Hayyâm ile ilgili fikir beyan etmiş olan şairlerin başında
Kırımlı olup İstanbul’da yaşayan Said Giray gelmektedir. Said Giray, divanında biri Türkçe biri
Farsça olmak üzere iki rubâîde kendini methederken rubâî sahasının piri olarak kabul ettiği
Hayyâm’a göndermelerde bulunarak âşıkâne üslubunu över. Türkçe rubâîsinde, “Rubâî
vadisinde söyleyici olunca; şarap kadehinden gönle bir katre düştü. O katre gönlümde öyle
coştu ki, Hayyâm gibi aşkla maskara oldum.” derken Farsça rubâîsinde ise “Ben, güzel sözlü ve
kötü bahtlı bir şairim. Ham olmama rağmen feleğin cevriyle pişmişim. Ey Said, dünyada
Hayyâm’ın (şiir) vadisinin takipçisi olmakla meşhur oldum.” diyerek Hayyâm’ın izinden
gittiğini açıkça dile getirmiştir:
Vâdî-i rubâ‘îde olınca gûyâ
İrdi dile yek katre câm-ı sahbâ
Ol katre dilümde şöyle cûş [itdi] kim22
Hayyâm-sıfat ‘aşkla oldum rüsvâ (Rubâî 1)23
19 Ahmet Mermer, Mezâkî: Hayatı, Edebî Kişiliği ve Divanının Tenkidli Metni, AKM Yayınları, Ankara 1991, s. 224. 20 A. Mermer, a.g.e., s. 256. 21 Hakan Taş, Vahyî Divanı ve İncelemesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü
(e-kitap), İstanbul 2004, s. 271, http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/10659,metinpdf.pdf?0, erişim tarihi:
08.07.2015; Murat Sukan, Seyyid Mehmed Vahyî Dîvânı’nın Bilimsel Yayını ile Eserin Şekil ve Muhteva
Bakımından İncelenmesi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, SBE,
İstanbul 2005, s. 176. 22 “İtdi” fadesi, Said Giray Dîvânı üzerinde çalışma yapmış olan Saadet Karaköse’nin çalışmasında bulunmamakla
birlikte kendi tasarrufumuz olarak vezne uygun hâle getirilmiştir. Bkz. M. S. Çalka, Divan Şiirinde Rubâî, s. 137.
Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisi / Journal of Ottoman Legacy Studies
Cilt 2, Sayı 4, Kasım 2015 / Volume 2, Issue 4, November 2015

35
Mehmet Sait Çalka Divan Şairlerinin Gözüyle Fars Şairi Ömer Hayyâm
Yek şâ‘ir-i hoş-lehce-i nâ-kâmem men
Ez-cevr-i felek-puhte velî hâmem men
Der-dâr-ı cihân şodem Sa‘îdâ meşhûr
Pey-rev-şode-i vâdî-i Hayyâmem men (Rubâî 28)24
18. yüzyılın bir başka önemli şahsiyeti olan Süleyman Nahîfî, rubâîye karşı özel bir ilgisi
olmuş ve Türk edebiyatında en az Azmi-zâde Hâletî kadar bu nazım şekliyle iddialı örnekler
kaleme almış bir şairdir. Kendi şiir ustalığını ön plana çıkardığı aşağıdaki rubâîsinde dönemin
Hayyâm’ı olduğunu zikretmiş ve onun izinden gittiğini dile getirerek bir ölçüde Hayyâm’ı
övmüştür:
Ma‘nîde rehîn-i sıfat-ı ilhâmem
Ben nazm ile şöhret-fiken-i eyyâmem
Nâmumla pür olsa ne ‘aceb çâr cihet
Vâdî-i rubâ‘îde bugün Hayyâmem (Rubâî 329)25
18. yüzyılda yetişmiş bir başka şair olan Neylî ise şiirlerinin her matlaının günlük
gazeteye başlık olabileceğini savunduğu aşağıdaki Türkçe rubâîsinde, kaleme aldığı rubâîlerle
Ömer Hayyâm’dan daha üstün olduğunu “Biz, rubâî vadisinde dokuz kat göğün çadırını
Hayyâm’a dar ve karanlık yaparız.” ifadeleriyle dile getirerek Ömer Hayyâm’a bu mecrada
meydan okumuştur. Farsça rubâîsinde ise yine kendi şiir kabiliyetini övdükten sonra Hayyâm’ın
üslubuna benzer şiir yazdığının altını çizer:
Eş‘âr-nüvîs-i dehr ider ser-nâme
Her matla‘ımız cerîde-i eyyâma
Nüh-hayme-i çerhı teng ü târ ideriz
Vâdî-i rubâ‘îde ser-i Hayyâm’a (Rubâî 2)26
Her ma‘nî-i beyt-i Neylî-i nükte-güzîn
Der hüsn-i edâ geşte sezâ-yı tahsîn
Endîşe-i Hayyâm bedûgî mâned
İn dil-ber-i hân-zâd u an hayme-nişîn (Rubâî 16)27
18. yüzyılın divan sahibi şairlerinden Hâzık Mehmed Efendi de divanında bulunan
ve Der Sitâyiş-ger-i Feyzullah Efendi-zâde Şeyhülislâm es-Seyyid Mustafâ Efendi
başlığını taşıyan kasidede şair, Şeyhülislâm vazifesinde bulunan Seyyid Mustafâ
Efendi’yi (ö. 1745) methederken “Hayyâm dünya zeminini rubâîlerle donatsa da bu
rubâîlerle senin özelliklerinin çeyreğini bile dile getiremez” diyerek Hayyâm’ın rubâî
sahasındaki kabiliyetini de bir nevi vurgulamış olduğu görülür:
Binde bir vasf-ı cemîlin yine tahrîr edemez
Olsa sad bencileyin şâ‘ir-i sencîde-kelâm
Safha-i dehri pür eylerse rubâ‘îlerden
Rub‘ını eyleyemez vasf-ı şerîfin Hayyâm (Kaside 2/43-44)28
23 Saadet Karaköse, Sa‘îd Giray Dîvânı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü,
(e-kitap), 2012, s. 196, http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/10644,said-giray-divanipdf.pdf?0, erişim tarihi:
08.07.2015 24 S. Karaköse, a.g.e., s. 201. 25 A. İrfan Aypay, Nahîfî Süleyman Efendi [Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Divanı’nın Tenkitli Metni],
Yayımlanmamış Doktora Tezi, Selçuk Üniversitesi, SBE, Konya 1992, s. 642. 26 Adnan Uzun, Neylî Dîvânı [Tenkitli Metin], Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Trakya Üniversitesi, SBE,
Edirne 1991, s. 203; Atabey Kılıç, Mirza-zâde Ahmed Neylî ve Divanı, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2004, s. 501. 27 A. Kılıç, a.g.e., s. 505. 28 Hüseyin Güfta, Hâzık Mehmed Efendi’nin Hayatı, Edebi Şahsiyeti, Eserleri ve Divanının Tenkidli Metni,
Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, SBE, Erzurum 1992, s. 129.
Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisi / Journal of Ottoman Legacy Studies
Cilt 2, Sayı 4, Kasım 2015 / Volume 2, Issue 4, November 2015

36
Mehmet Sait Çalka Divan Şairlerinin Gözüyle Fars Şairi Ömer Hayyâm
Aynı yüzyılın önemli şairlerinden Sümbül-zâde Vehbî’nin şiirinde yaptığı Hayyâm
vurgusuna bakıldığında ise daha önceki şairlerden farklı bir tutum sergilediği dikkatlerden
kaçmamaktadır. Yukarıda manzumelerinden örnekler verdiğimiz çoğu şair, bir şekilde
Hayyâm’ı överken Sümbül-zâde Vehbî ise Hayyâm’ın düşüncelerini beğenmediğini açıkça
zikreder. Öyle ki Sümbül-zâde Vehbî, “Kasîde-i Tebrîk ve ‘Arz-ı Târîh Berây-ı İhsân-ı Hâne
Ez-Cânib-i Hümâyûn Be-Şeyhü’l-İslâm Kâmil Efendi” başlıklı kasidesinde Fârisî şairlerden
bahsederek kendi şiirlerini övdüğü bölümde İranlı Şevket-i Buhârî ile Molla Câmî’yi yüceltir;
ancak Ömer Hayyâm’ın hayal dünyasını kendi şiir dünyasından uzak tuttuğunun altını çizer:
Mahlasın tebdîl ederdi Muhteşem görseydi ger
Şevket-i tab’ım edince böyle ‘arz-ı ihtişâm
Rûh-ı Câmî pür-neşât-ı neş’e-i ser-şâr olur
Cem gibi bezm-i sühande destime aldıkca câm
Fikr-i Hayyâm'ı tınâb etmem otağ-ı nazmıma
Eylesem sahn-ı rubâ’îde gehî darb-ı hıyâm (Kaside 45/35-37)29
Osmanlı edebiyatının mahsul verdiği son yüzyıl olan 19. yüzyıla gelindiğinde, dönemin
usta şairlerinden Eşref Paşa, Şânîzâde Atâullah, Yenişehirli Avnî ve Âsaf mahlasıyla meşhur
Mahmûd Celâleddin Paşa’nın manzumelerinde Ömer Hayyâm’ın ismini ve şiir kabiliyetini
övdükleri görülür. Eşref Paşa, Fars şairleriyle kendisini mukayese ederken kendisini gazelde
Şevket, kasidede Urfî ile eş değer tutmuş, rubâînin hayal dünyasında ise ikinci bir Hayyâm
olduğunu vurgulamıştır. Bunu yaparken söz konusu Fars şairlerinin bu minvaldeki maharetlerini
de bir nevi övmüştür:
Gazelde Şevket-i Rûm’um kasîdede ‘Urfî
Muhayyelât-ı rubâ‘îde sânî-i Hayyâm (Kaside XIX/66)30
19. yüzyılın bir başka şairi Şânîzâde Atâullah ise, kaleme aldığı rubâîlerin başlığını Berfenn-i
rubâ‘iyyât be-tavr-ı Şeyh Hayyâm31 olarak ifade etmiş ve Farsça rubâîleri arasında
bulunan iki rubâînin Hayyâm’ın iki rubâîsine nazire olduğunu İn dü rubâ‘î mütercem ez âsâr-ı
Şeyh Hayyâm berây-ı tanzîreş güfte32 şeklinde beyan etmiştir. Söz konusu bu başlıklar şairin
Hayyâm’ın yolundan gittiğini ve onun üslubuyla rubâî söyleme gayreti içinde olduğunu
göstermesi açısından son derece kayda değerdir.
Yüzyılın meşhur simalarından Yenişehirli Avnî de 17. yüzyılda Nef‘î’nin ifadelerine
yakın ifadeler kullanarak Hayyâm’ın rubâîdeki şöhretini hatırlatmıştır. Öyle ki divanında
bulunan Kasîde Der-Medh-i Sâmî Paşa-Zâde Necîb Paşa başlıklı manzumesinin bir beytinde
şair, kendi rubâîlerini övmenin yanı sıra, “Dört kutsal kitabın hakkı için Hayyâm benim bir
rubâîmi işitse onun ruhu zevkten dört köşe olur.” şeklinde günümüz Türkçesine aktardığımız
ifadeleriyle Hayyâm’ın rubâî sahasındaki şöhretini de takdir ettiği görülür:
Bir rübâ‘îmi işitse be-hakk-ı çâr kitâb
Çâr pâreyle gelür cünbişe rûh-ı Hayyâm (Kaside 30/43)33
29 Ahmet Yenikale, Sünbül-zâde Vehbî Dîvânı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel
Müdürlüğü (e-kitap), Kahramanmaraş 2012, s. 255, http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/10651,sunbul-zadevehbipdf.pdf?0,
erişim tarihi: 10.08.2015. 30 Gülçin Tanrıbuyurdu, Eşref Paşa Dîvânı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kocaeli Üniversitesi, SBE, Kocaeli
2006, s. 54; Hakan Yekbaş, a.g.m., s. 1183. 31 Adviye Rabia Çipiloğlu, Şânîzâde Atâullah ve Divanı, Yayımlanmamış YL Tezi, Boğaziçi Üniversitesi, SBE,
İstanbul 2005, s. 173. 32 A. R. Çipiloğlu, a.g.t., s. 176. 33 Lokman Turan, Yenişehirli Avnî Bey Divânı’nın Tahlili (Tenkitli Metin) Encümen-i Şuarâ ve Batı Tesirinde Gelişen
Türk Edebiyatına Geçiş, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi, SBE, Erzurum 1998, s. 518.
Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisi / Journal of Ottoman Legacy Studies
Cilt 2, Sayı 4, Kasım 2015 / Volume 2, Issue 4, November 2015

37
Mehmet Sait Çalka Divan Şairlerinin Gözüyle Fars Şairi Ömer Hayyâm
Çalışmamızda örneklendireceğimiz son şair olan ve 19. yüzyılda özellikle sosyal eleştiri
içerikli kaleme aldığı manzumeleriyle tanınan Âsaf mahlaslı Dâmâd Mahmûd Celâleddin Paşa
ise, rubâî sahasında dönemin en meşhûr şahsın kendisi olduğunu; Hayyâm’dan çok farklı bir
hayal dünyası ve üslupla kaleme aldığı rubâîlerle Hayyâm’ın ruhunun şâd olup yüceldiğini
övünerek dile getirir:
Tanzîm-i rubâ‘îde benim şimdi benâm
Destimde musahhar gibidir mülk-i kelâm
Tarz-ı kalemimle tavr-ı îcâdımla
Şâd olsa gerek rûh-ı refî‘-i Hayyâm (Rubâî 87)34
Sonuç
Çalışmamızın başında da zikrettiğimiz gibi 12. asrın Fars topraklarında cebir, geometri,
astronomi, fizik ve tıp alanlarının yanı sıra özellikle rubâî nazım şekliyle kaleme aldığı felsefî
manzumeleriyle şöhret bulan Ömer Hayyâm, döneminde ve kendinden sonraki dönemlerde
gerek Fars gerekse Anadolu sahası divan şairlerini etkileyen önemli şahsiyetlerdendir. Ömer
Hayyâm’ın 19. asra kadar Osmanlı’da ve hatta İran’da bile pek tanınmadığı, Oryantalistler
tarafından ancak 19. asırdan itibaren dünyaya tanıtılmaya başlandığı ile ilgili görüşler bulunsa
da bu çalışmayla birlikte, 16. yüzyılda Süheylî’nin; 17. yüzyılda Azmi-zâde Hâletî, Nef‘î,
Fehîm-i Kadîm, Mezâkî Süleyman Efendi ve Vahyî’nin; 18. yüzyılda Said Giray, Süleyman
Nahîfî, Neylî, Hâzık Mehmed Efendi ve Sümbül-zâde Vehbî’nin; 19. yüzyılda ise Eşref Paşa,
Şânîzâde Atâullah, Yenişehirli Avnî, Âsaf ve gözden kaçan daha pek çok Osmanlı şairinin
manzumelerinde Ömer Hayyâm’ın kendine yer bulduğu, özellikle bir kısım Divan şairlerinin
ilham kaynağı olarak kabul ettiği müstesna bir şahsiyet olduğu ortaya çıkmıştır. Buna göre
Azmi-zâde Hâletî, Said Giray, Süleyman Nahîfî ve Eşref Paşa gibi bazı Osmanlı şairleri Ömer
Hayyâm’ın şiir tarzında yazmakla iftihar ederken Vahyî, Sümbülzâde Vehbî ve Neylî gibi
şairler ise Hayyâm’ın şairliğini beğenmeyip kendi şiir kabiliyetlerinin kendisinden daha üstün
olduklarını iddia etmişlerdir.
Kaynakça
Akkuş, Metin, Nef’î Divanı, Akçağ Yayınları, Ankara 1993.
Aypay, A. İrfan, Nahîfî Süleyman Efendi [Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Divanı’nın Tenkitli
Metni], Yayımlanmamış Doktora Tezi, Selçuk Üniversitesi, SBE, Konya 1992.
Ceylan, Ömür, Hânedânda Bir Âsî -Dâmâd Mahmûd Celâleddin Paşa- Âsaf Dîvânı, Akçağ
Yayınları, Ankara 2003.
Coşkun, Menderes, “Oryantalizmin 19. Asırda İslam Tarihine Kazandırdığı Bir Şahsiyet: Ömer
Hayyâm”, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Nisan 2013, Sayı:28, s.
1-16.
Çalka, Mehmet Sait, Divan Şiirinde Rubâî, Kriter Yayınları, Ankara 2015.
Çipiloğlu, Adviye Rabia, Şânîzâde Atâullah ve Divanı, Yayımlanmamış YL Tezi, Boğaziçi
Üniversitesi, SBE, İstanbul 2005.
Dâniş, Hüseyin, Ömer Hayyâm Rubâîler, Şule Yayınları, İstanbul 2012.
Güfta, Hüseyin, Hâzık Mehmed Efendi’ninHayatı, Edebi Şahsiyeti, Eserleri ve Divanının
Tenkidli Metni, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, SBE,
Erzurum 1992.
34 Ömür Ceylan, Hânedânda Bir Âsî -Dâmâd Mahmûd Celâleddin Paşa- Âsaf Dîvânı, Akçağ Yayınları, Ankara 2003,
s. 241.
Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisi / Journal of Ottoman Legacy Studies
Cilt 2, Sayı 4, Kasım 2015 / Volume 2, Issue 4, November 2015

38
Mehmet Sait Çalka Divan Şairlerinin Gözüyle Fars Şairi Ömer Hayyâm
Halebî, Ali Asgar, Kasım-ı Gani, Muhammed Ali-yi Furugi, Hayyâm Hayatı, Felsefesi ve
Gerçek Rubaileri, Babil Yayınları, Erzurum 2002.
Harmancı, M. Esat, Süheylî, Ahmed Bin Hemdem Kethudâ, Dîvân. Kültür ve Turizm Bakanlığı
Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, İznik 2007,
http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/10650,girismetinpdf.pdf?0 , erişim tarihi:
09.10.2015.
Karaköse, Saadet, Sa‘îd Giray Dîvânı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar
Genel Müdürlüğü, (e-kitap), 2012, http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/10644,saidgiray-divanipdf.pdf?0,
erişim tarihi: 08.07.2015.
Kaya, Bayram Ali, Azmi-zâde Hâleti Dîvânı, Hayatı, Edebî Kişiliği ve Divanı’nın Tenkitli
Metni, Harvard Üniversitesi, Cambridge 2003.
Kılıç, Atabey, Mirza-zâde Ahmed Neyli ve Divanı, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2004.
Mermer, Ahmet, “Hayyâm ve Rubâîleri'nin Türk Edebiyatına Yansımaları”, Hacı Bektaş Velî
Araştırma Dergisi, Sayı: 26, 2003, s. 235-242.
Mermer, Ahmet, Mezâkî: Hayatı, Edebî Kişiliği ve Divanının Tenkidli Metni, AKM Yayınları,
Ankara 1991.
Minorsky, V., “Ömer Hayyâm”, (Tekmil Eden: Ahmed Ateş), İslam Ansiklopedisi, Cilt: 9, MEB
Basımevi, İstanbul 1964.
Polat, Ali, Ömer Hayyâm ve Rubâîleri, Ofset Basım, İstanbul 2008.
Pûrnâmdârîyân, Taki, “Ömer Hayyâm’ın Gerçek Yüzü”, Nâme-i Âşina, Ortak Kültür Mirasının
Arayışında, İran İslâm Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Kültür Müsteşarlığı Yayınları,
Yıl: 6, 17-18, Yaz-Sonbahar 2004, s. 33-42.
Sukan, Murat, Seyyid Mehmed Vahyî Dîvânı’nın Bilimsel Yayını ile Eserin Şekil ve Muhteva
Bakımından İncelenmesi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Mimar Sinan Güzel
Sanatlar Üniversitesi, SBE, İstanbul 2005.
Tanrıbuyurdu, Gülçin, Eşref Paşa Dîvânı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kocaeli
Üniversitesi, SBE, Kocaeli 2006.
Taş, Hakan, Vahyî Divanı ve İncelemesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar
Genel Müdürlüğü (e-kitap), İstanbul 2004,
http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/10659,metinpdf.pdf?0, erişim tarihi: 08.07.2015.
Turan, Lokman, Yenişehirli Avnî Bey Divânı’nın Tahlili (Tenkitli Metin) Encümen-i Şuarâ ve
Batı Tesirinde Gelişen Türk Edebiyatına Geçiş, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Atatürk
Üniversitesi, SBE, Erzurum 1998.
Unat, Yavuz, “Hayyâm”, İslam Ansiklopedisi, Cilt: 34, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları,
İstanbul 2007.
Uzun, Adnan, Neylî Dîvânı [Tenkitli Metin], Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Trakya
Üniversitesi, SBE, Edirne 1991.
Üzgör, Tahir, Fehîm-i Kadîm, Hayatı, Sanatı, Dîvânı ve Metnin Bugünkü Türkçesi, AKM
Yayınları, Ankara 1991.
Yekbaş, Hakan, “Divan Şairinin Penceresinden Acem Şairleri”, Turkish Studies International
Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 4/2,
Winter 2009, s. 1158-1187.
Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisi / Journal of Ottoman Legacy Studies
Cilt 2, Sayı 4, Kasım 2015 / Volume 2, Issue 4, November 2015
39
Mehmet Sait Çalka Divan Şairlerinin Gözüyle Fars Şairi Ömer Hayyâm
Yenikale, Ahmet, Sünbül-zâde Vehbî Dîvânı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve
Yayımlar Genel Müdürlüğü (e-kitap), Kahramanmaraş 2012,
http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/10651,sunbul-zade-vehbipdf.pdf?0, erişim tarihi:
10.08.2015.
Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisi / Journal of Ottoman Legacy Studies
Cilt 2, Sayı 4, Kasım 2015 / Volume 2, Issue 4, November 2015
40

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar