BİR SUFİ ŞAİR: ABDÜLKÂDİR-İ GULÂMÎ (1271-1303/1854-1886)

A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 42, ERZURUM 2010, 97-118
A Sufi Poet: Abd Al-Qadir Ghulami (1271-1303/1854-1886)

ÖZ ABSTRACT

Abdülkâdir-i Gulâmî (1854-1886) yılları
arasında yaşamıştır. Kerkük’ten Sivas’a
gelen Abdurrahman Halis Kerkükî’nin
halifelerinden Nur Ali Baba’nın oğludur.
Kadirî tarîkatı Halissiye Şubesinin
şeyhlerinden birisidir. Tâcu’l-Muhakkıkîn,
Mi’râcu’l-Müştâkîn ve Dîvân’ından oluşan
üç eseri mevcuttur. Dîvân’ı basılmış olup
diğer iki eseri basılmamıştır. Dîvân’ında
Türkçe şiirlerinin yanı sıra Arapça ve
Farsça şiirler de bulunmaktadır. Gulâmî,
ehl-i sünnet itikadına bağlı ve İslâm dininin
ahkâmına riayet hususunda azamî
hassasiyet gösteren bir mutasavvıf şairdir.
Anahtar Sözcükler: Abdülkâdir,
Gulâmî, Şair, Dîvân, Tasavvuf, Tarikat

Abd al-Qadir-i Ghulami has been lived
between 1854-1886. He is son of chaliph of
Abd al-Rahman Khalis al-Kerkuki, Nur Ali
Baba who come from Kerkuk to Sivas.
Ghulami is from sheikhs of Qadiriyya's
order/tariqa, Khalisiye branch. His well
known works are; Tâc al-Muhakkıkîn,
Mi’râc al-Müştâkîn and Collected Poems.
From this works his Collected Poems
(Divan) has published. But the other two
works haven’t published. In his Collected
Poems (Divan) have existed Turkish,
Arabic and Persian poetries. Ghulami is a
sufi poet who devoted to Ahl al-Sunnah
belief and judgments of Islamic Religion.
Key Words: Abd al-Kadir, Ghulami,
Poet, Collected Poems, Sufism, Order.

Dinî-Tasavvufî Halk edebiyatı her dönemde önemli şairler yetiştirmiştir.
Ahmed Yesevî, Yunus Emre, Eşrefoğlu Rûmî ve Ahmed Kuddusî bunlardan
sadece birkaçıdır. İslam medeniyetinin ahlakî yapısını oluşturan tasavvufî
düşünceyi yaşayan, bu yaşam biçimiyle şiirlerini besleyen Kâdirî şâirlerden birisi
de Abdülkâdir-i Gulâmî’dir. Bu çalışmamızda adı geçen Allah dostu şâiri hayatı,
edebî şahsiyeti ve şiirlerinden örneklerle incelemeye çalışacağız.


Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi. ∗∗ Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Bilimleri Doktora Öğrencisi.
98 Š TAED42 İ.ÇELİK-İ.ÇELİK

Hayatı
Abdülkâdir-i Gulâmî, Şeyh Abdurrahman Hâlis Kerkükî’nin halifelerinden
Kadirî tarikatı şeyhlerinden Mur Ali1
Baba’nın en büyük oğludur. 1854 yılında
Sivas’ta dünyaya gelen Abdülkâdir-i Gulâmî, ilköğrenimini babasından, Altunoğlu
Hoca Muhammed Efendi’den ve Sivas’ın en ünlü bilginlerinden olan Ehramîzâde
Hoca Mehmet Efendi’nin derslerine devam ederek icazetname almıştır.2

el-Enfâsü’r-Rahmâniyye kitabında “Mur Ali Baba Hazretlerinin oğlu Şeyh
Abdülkâdir’in Sergüzeşti” başlığıyla şair Gulâmî’nin kendi dilinden naklen şöyle
bir bilgi verilmiştir: Şairimiz H. 1287 tarihinde Babası Mur Ali Baba ile birlikte
Kerkük’e geldiği, Şeyh Abdurrahman Hâlis’in yerine postnişin olan Şeyh Ali
Efendi’nin Kadirî tarîkatına girmek/beyat dileğinde bulunduğu ve Şeyh Ali
Baba’nın eliyle tarîkata girdiği ve Kerkük’te kaldığı müddet zarfında Tekke’de
Arapça dersler aldığı, ayrıca Kerkük’lü şair Fâiz’in yanında da Farsça Kitâb-ı
Perişân adlı eserden dersler okumaya devam ettiği yazılıdır.3
el-Enfâsü’r-Rahmaniyye isimli eserden şair Gulâmî’nin kendi üslup ve edası
olması düşüncesiyle nesrinden bir örnek olsun diye bir bölümü bazı kısaltmalarla
buraya alıyoruz: “Çocukluk çağımdan itibaren yüce ilimleri tahsile gayret ettiğim
gibi Yüce Pederimden her gün Farsça ve Arapça lisanları üzere olan (Allah Teâlâ
yüce sırlarını takdis etsin) yüce tarîkat pirlerinin menakıb-ı şeriflerini kıraat
eylerdim. Keramet, harikulade olaylar, mücahedeler, haller, kemaller ve âyet-i
kerîmelerin yüce hakikatlerini işittikçe ihtiyarım olmaksızın gâh ağlayarak gâh
kalbimde Rahman’ın cezbelerinden bir cezbe, bir hüzün halinin zuhuruyla
sürurlanırdım.”4
1
Kurtlar Vadisi Irak filminde önemli bir rol oynayan Şeyh Abdurrahman Hâlis Kerkükî’nin
halifelerinden Kadirî tarikatı şeyhlerinden Mur Ali Baba’ya çalışkanlığı sebebiyle Farsça’da karınca
anlamına gelen “Mur” denilmiş daha sonra “Mur Ali” ismi şeyhi tarafından “Nur Ali” olarak
değiştirilmiştir. Dolayısıyla Nur Ali Baba’ya, Mur Ali Baba ve Mor Ali Baba da denilmiştir.
Evlatları da soyadı kanunundan sonra bu isimlerden ilham alarak Moral soyadını kullanmışlardır. 2
Mehmed Nail Tuman, Tuhfe-i Nâilî: Divân Şairlerinin Muhtasar Biyografileri, haz., Cemal
Kurnaz-Mustafa Tatçı, Bizim Büro Yayınları, Ankara 2001, II, 731; Ata Terzibaşı, Kerkük Şairleri,
Cumhuriyet Basımevi, Kerkük, 1968, II, 37; Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, “Gulamî
Abdülkadir Efendi”, Dergah Yayınları, İstanbul 1979, III, 377; Türk Ansiklopedisi, “Gulamî
Abdülkadir Efendi”, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1970, XVIII, 113; Recep Toparlı, Abdülkadir
Gulâmî Dîvân, Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Yayınları, Erzurum 1992, s.5; Orhan
Sağlamer, “Mor Ali Baba Tekkesi ve Zaralı Şeyh Seyfettin (Özturan)”, Revak, Aralık 2002, Sivas,
s.210.
3
Terzibaşı, a.g.e., II, 34. 4
Terzibaşı, a.g.e., II, 34.
Bir Sufi Şair: Abdülkâdir-i Gulâmî (1271-1303/1854-1886) TAED 42 Š 99
Gulâmî,
“Kalbimi bir demde pür nûr eyledi envâr-ı Şeyh
Âfitâb-ı manevîdir şüphesiz ruhsâr-ı Şeyh”
5

matlalı şiirini Kerkük’te bulunduğu sırada mürşidi Şeyh Ali Efendi’nin
tesiri altında kalarak yazdığını ifade eder.6
Okumayı ve araştırmayı çok seven şairimiz genç yaşta büyük bir üne
kavuşmuş, hatta o dönemde Sivas’a vali olarak gelen Sırrı Paşa ve Abidin Paşa
gibi şahsiyetler onun yüksek kültüründen istifade etmişler. Kendisi mutasavvıf
bir şair olduğu halde ömrünü tekkelerde ve post üstünde geçirmeyen
Abdülkâdir-i Gulâmî, Sivas’ın ilk maarif müfettişlerinden olup bir süre
öğretmenlik yapmıştır. Daha sonra bu görevinden ayrılarak muhasebeciliğe
başlamış, bir süre bu görevde çalıştıktan sonra kendi arzusuyla memuriyet
hayatından uzaklaşmıştır. Sivas şâirleri arasında bilgisiyle temayüz eden Emin
Edip Efendi Farsça’yı Gulâmî’den öğrenmiştir.
Babasının vefatı üzerine onun yerine Kadirî şeyhi olan Gulâmî, 1886
yılında 32 yaşında çok genç denecek bir yaşta hayata gözlerini yummuş ve
babasının yanına defnolunmuştur.7

Vefatıyla Sivas’ı büyük bir üzüntüye boğan şairimiz, memleketimiz için de
önemli bir kayıp olmuştur.8
Erzurum Kongresi delegelerinden öğretmen ve şair
Fazlullah Moral, Abdülkâdir-i Gulâmî’nin oğludur.9

Babasının vefatından sonra Gulâmî, 26 Safer 1298/28 Ocak 1881 tarihinde
yaptığı yeni vakfiye ile Nur Ali Baba dergâhını daha da zenginleştirmiştir. Gürün
Kasabası Hacı Sadık Ağa Mahallesinde yaptırdığı dergâhına halifesi Habibzâde
Hâfız Süleyman b. Mustafa’yı tayin ederek vakfiyeye bağlamıştır. Ulu Camii
bahçesi bitişiğinde olan Gürün Dergâhı büyük bir avlu içerisinde iki katlı olup

5
Hâdimü’l-Fukarâ Abdülkâdir-i Gulâmî b. Eş-Şeyh Nûr Ali el-Kâdirî es-Sîvâsî, Dîvân, Matbaa-i
Âmire, İstanbul 1291, s. 6
Terzibaşı, a.g.e., II, 34. 7 İbnü’l-Emin Mahmud Kemal İnal, Son Asır Türk Şairleri (Kemâlü’ş-Şuarâ), Atatürk Kültür
Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara 2000, II, 709; Tuman, Tuhfe-i Nâilî, II, 731; Bursalı
Mehmed Tahir Efendi, Osmanlı Müellifleri, Bizim Büro Basımevi, Ankara 2000, II, 354; Bursalı
Tahir, a.g.e., haz. A. Fikri Yavuz-İsmail Özen, Meral Yay., İst., ts., II, 137; Vehbi Cem Aşkun,
Sivas Şairleri, Kâmil Matbaası, Sivas 1948, s.116; Alim Yıldız, Sivaslı Şairler Antolojisi, Sivaslılar
Vakfı, İstanbul 2003, s.31; İbrahim Aslanoğlu, Sivas Meşhurları I, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas
2006, s.380; Vehbi Cem Aşkun, Sivas Folkloru, Bms Matbaacılık, Ankara 2006, s.158. 8
Terzibaşı, a.g.e., II, 37; Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, “Gulamî Abdülkadir Efendi”, III,
377; Türk Ansiklopedisi, “Gulamî Abdülkadir Efendi”, XVIII, 113; Gulâmî, Dîvân, s.5. 9
Aslanoğlu, Sivas Meşhurları I, 380; Sivaslı Şair Vehbi Cem Aşkun, Fazlullah Moral’in kızı Edibe
hanımla evlenmiştir. Fazlullah Moral’ın hayatı için bakınız: Aşkun, a.g.e., s.131-166.
100 Š TAED42 İ.ÇELİK-İ.ÇELİK

üst katta semâhâne, biri fevkânî ikisi tahtânî üç odadan oluşmaktadır. Gulâmî
Efendi Gürün Dergâhının mütevelliliğini üzerine almış, sonraki şeyh tayinini de
Nur Ali Baba Dergâhı şeyhinin yetkisine bırakmıştır.10
Edebî Şahsiyeti
Mahlası: Şairimiz bütün şiirlerinde “Gulâmî” mahlasını kullanmıştır. Onun,
“köle, çocuk” anlamına gelen “Gulâmî” mahlasını niçin seçtiğini bilemiyoruz.
Kanaatimize göre kendisi, bağlı olduğu Kadirî tarikatı şeyhinin oğlu olduğundan
bu mahlası seçmiş olabilir. Her şeyden önce bir mutasavvıf olan şairimizin11
şiirlerinde tasavvuf bir vasıta değil gayedir, amaçtır. Bundan dolayı onun
şiirlerinde Fuzulî ve Nedim, Nailî, Şeyh Galip gibi şairlerin şiirlerinde görülen
güzelliği, lirizmi aramak boşunadır. Dîvân edebiyatı nazım şekillerini ve aruzu
kullanarak şiir yazan şairimiz bilhassa gazellerinde çoğunlukla aşk konusunu
işlemiştir.
Dû cihanda devlet istersen temessük aşka kıl
Buldu diller hanesi aşk ile evvelden cilâ12
beyti onun aşka ne kadar önem verdiğini ortaya koymaktadır. Bu aşk,
maddî değil manevî aşktır, Allah aşkıdır. Gulâmî’ye göre önemli olan Allah
aşkıdır. Bu dünyanın geçici lezzetlerinden kurtulup onu elde etmek gerekir.
Dünyadaki her şey masivadır, ona giden yol üzerinde engeldir. Bunlardan
kurtulup Allah’a ulaşmak gerekir. Sevgili, aşığına yüz vermemekte, ona sürekli
eziyet ederek hasretiyle yakmaktadır. Âşık ise onun güzelliğine tutkundur.
Ondan gelecek her türlü eziyete razıdır. Zaten o eziyetler de kendisiyle
ilgilendiğini göstermektedir. Bu dünya geçicidir, önemli olan öbür dünyadır. Bu
dünyaya çok güvenmemek gerekir. İşte şairimizin işlediği konulardan bazıları...
Diğer bütün Dîvân şairlerinin işlediği konuları şairimizde de bulmak
mümkündür. Daha 17 yaşında iken bir Dîvân sahibi olan şairimiz Arapça ve
Farsçayı da çok iyi bilmektedir. Dîvânındaki Arapça ve Farsça beyitler onun bu
iki dile ne denli vakıf olduğunu göstermektedir. Şiirlerinde Leyla, Mecnun,
Behzad, Ferhad, Vamık gibi hikâye kahramanlarına yer veren şairimiz
Mansur’dan da bahsetmeden edemez. Aristo, Eflatun, Lokman onun şiirlerinde
yer alan diğer ünlü bilginlerdendir.13
10 Hür Mahmut Yücer, XIX. Asırda Tasavvuf, İnsan Yayınları, İstanbul 2003, s.374. 11 Aşkun, Sivas Şairleri, s.114vd; Toparlı, a.g.e., s.5. 12 Gulâmî, Dîvân, s.26; İki dünyada mutluluk istersen aşka bağlan. Gönül evleri önceden aşk ile
parlaklık elde etti. (Toparlı, a.g.e., s.6.) 13 Toparlı, a.g.e., s.6.
Bir Sufi Şair: Abdülkâdir-i Gulâmî (1271-1303/1854-1886) TAED 42 Š 101
Hz. Musa’yı, Hz. İbrahim’i de şiirlerine konu edinen Gulâmî, Nemrud’u da
bir kötülük örneği olarak anar. Şiirlerinde son derece güzel beyitlere de
rastlamak mümkündür. Bunlara örnek olarak;
Yok olsun hüsnü ol bağın baharında beşâret yok
Mezarında meveddet nestereninde melâhat yok14
Aldın akl u dînini gâret-ger-i îmân mısın?
Kişver-i gönlüm harâb ettin Hülâgu Han mısın?15
O cefâ-pîşe Hudâ ben gibi nâlân olsun
Dilerim hatırı nâ-şâd u perîşân olsun16
beyitleriyle başlayan gazellerini gösterebiliriz. Bunlarda Nâbî ve Nedîm’in
tesiri görülmektedir.
Şairimizin şiirlerini biri hariç aruz vezniyle yazmıştır. Şairimiz bu vezni
genel olarak başarılı olarak kullanmışsa da zaman zaman başvurduğu imâle,
zihaf, sükunlu harfe hareke verme gibi aruz hataları da bulunur.
Sivas ve Kızılırmak da, şairimizde ayrı bir yere sahiptir:
Ehl-i Sivas hicretinle sîne-kûb-ı gam olup
Oldular hep garka-i elbâs-ı ahzân yâ Halîm
Eşk-i reşk-i dîdegân aktı Kızılırmak gibi
Hâne-i dünyâyı kıldı cümle vîrân yâ Halîm17
Dili: Gulâmî’nin şiirlerinde kullandığı dilin son derece kolay bir dil
olduğu söylenemez. Bu da onun kültürlü bir kimse olmasından
kaynaklanmaktadır. Bazen Dîvân şairlerinde görüldüğü üzere, beyitlerinde
Türkçe kelimenin geçmediği dahi görülür. Bunlar daha ziyade methiye muhtevalı
beyitlerdir:
Müşîrâ müşteri-kadrâ felek-câhâ himem-kârâ
Hidîvâ dâverâ bâlâ-nişîn ü âsafî-pâyâ18

14 Gulâmî, Dîvân, s.53. 15 Gulâmî, Dîvân, s.55. 16 Gulâmî, Dîvân, s.70. 17 Gulâmî, Dîvân, s.48. 18 Toparlı, a.g.e., s.7-8.
102 Š TAED42 İ.ÇELİK-İ.ÇELİK

Şiirlerinde “gün gibi peyda”, “bir atım barut”, “püsküllü belâ”, “bir pula
satmak”, “eğri bakmak” gibi halk deyimleri de kullanan Gulâmî şiirlerinde: Kim
yalarmış bal tutan engüştünü olmuş semâ’ (bal tutan parmağını yalarmış sözü
işitilmiştir) gibi meşhur Türk atasözlerine de yer vermiştir.19
Eserleri
Gulâmî’nin kaynaklara göre üç eseri vardır. Bunlardan biri basılmış,
diğerleri ise basılmamıştır. Tâcu’l-Muhakkıkîn ve Mi’râcu’l-Müştâkîn adlarını
taşıyan ve dili son derece ağır olan iki eseri henüz basılmamıştır.20
Şairimizin edebi şahsiyetini ortaya koyan Dîvân’ı ise 1871 yılında
tamamlanıp bir yıl sonra da Matbaa-i Âmire’de basılmıştır. 84 sahifelik bu Dîvân
Gulâmî’nin ölümünden 15 yıl önce basıldığına göre şairimiz 17 yaşında iken
Dîvân’ını tamamlamayı başarmıştır.21
Henüz 17 yaşında iken içinde Arapça, Farsça ve Türkçe şiirler bulunan bir
Dîvânı tamamlamak için son derece kültürlü ve bilgili olmak gerektiği açıktır.
Gulâmî’nin Dîvân’ında yer alan şiirleri şöylece sıralayabiliriz:
3 münacat (52, 9, 7 beyitlik), 2 Na’t (23 ve 7 beyit), Tarih (19 beyit),
Peygamberimizin doğumu ile ilgili kaside (19 beyit), Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz.
Osman ve Hz. Ali için yazılmış şiirler (ilk üçü için 7’şer beyit; Hz. Ali için 9
beyit), Hz. Ali için yazılmış Farsça bir şiir (7 beyit); Abdülkâdir-i Geylânî için şiir
(8 beyit); Hz. Hüseyin hakkındaki bahariyye (20 beyit);22 Kaside (16 beyit);
Malatya için söylenmiş şiir (12 beyit); Camî’nin gazelini tahmis (5 bend);
Fuzulî’nin gazelini tahmis (7 bend); Şeyh Abdurrahman Halis’in iki gazelini
tahmis (6 bend, 4 bend); Faik’in gazelini tahmis (5 bend); Lüzumî’nin gazelini
tahmis (5 bend); Ahmed İzzed Paşa’nın gazelini tahmis (5 bend); Müseddes (5
bend), Gazel-i Şahingiray (13 beyit-2 adet); Bir çeşme için tarih (5 beyit); Gazel-i
Tefeşşüri (17 beyit); Dostlardan birine yazılmış şiir (7 beyit); Sivas valisi Ahmed
İzzet Paşa için kaside (11 beyit); Abdülaziz Han ve Sivas valisi Es’at Paşa için
19 Şairimizin manzumelerinde görülen Kur'ân-ı Kerîm’den yaptığı iktibaslar şunlardır:
Matla’-i ve’ş-şemsî’den nûr-ı habîbindir murâd; Tahtgâhı Kabe kavseyni ev ednâ leşkeri; Âşinâ-yı
kenz-i sırr-ı kün fekân u lâ-mekân; Yünfikûn emvâlehüm sırrına mazhar düştü ol; Ki buldu
sırr-ı lâ-havf’e şerâfet Hazret-i Osman; Olunca âşinâ râz-ı seyekfikehümullâh’a; Ol sebebden
Hel etâ nassıyla vasf etmiş Huda; Küllü şey’in hâlikün Kur’ân’da ferman eyledi; İrciî emrin
işittikte muhibbi verdi cân; Tahtehe’l-enhar olan âb-ı cinândır hançerin. (Toparlı, a.g.e., s.8-9) 20 Terzibaşı, a.g.e., II, 38; Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, “Gulamî Abdülkadir Efendi”, III,
377; Türk Ansiklopedisi, “Gulamî Abdülkadir Efendi”, XVIII, 113; Toparlı, a.g.e., s.9. 21 Terzibaşı, a.g.e., II, 38; Toparlı, a.g.e., s.9. 22 Toparlı, a.g.e., s.9.
Bir Sufi Şair: Abdülkâdir-i Gulâmî (1271-1303/1854-1886) TAED 42 Š 103
kaside (38 beyit); Halil Paşa’nın Sivas’a gelmesine tarih (37 beyit); Halim Bey
için mersiye (18 beyit); Halim Bey’in ölümüne tarih (5 beyit); İbrahim Hilmi’nin
ölümüne tarih (5 beyit); Muhammed Muhib Efendi’nin ölümüne tarih (5 beyit);
Zeliha Hanım’ın ölümüne tarih (5 beyit); Hüseyin Feyyaz Efendi’nin ölümüne
tarih (5 beyit); Hafız Muhammed Efendi’nin ölümüne tarih (5 beyit)
Bu şiirlerden sonra bir dörtlük gelmekte ve daha sonra gazeller yer
almaktadır. Gulâmî’nin 171 gazeli vardır. Bunların çoğunluğu 5 beyitlidir (88
gazel). 7 beyitli gazeller ise ikinci sırayı almaktadır (49 gazel). Dîvân’da 6 beyitli
(10), 8 beyitli (6), 9 beyitli (13), 11 beyitli (3), 12 beyitli (2) gazel vardır.
Gazellerin arasında bendlerden meydana gelen manzumeler de serpiştirilmiştir.
İki adet Murabba 6 ve 5 bendlik; Muhammes beş adet. 5 bendlik Müseddes dört
adet biri 7 diğerleri 5 bendlik. Muaşşar bir adet 5 bendlik. Dîvânda bir müstezad
gazel, 6 dörtlükten oluşan bir şarkı vardır. Dîvân 10 kıta, 43 müfret ve kitabın
tamamlandığında söylenen bir tarih dörtlüğüyle sona ermektedir.23
Gulâmî’nin Dîvânında, Türkçe şiirleri arasında az da olsa Arapça beyitler
ve Farsça şiirler de yer almaktadır. Şeyh Abdurrahman Halis Talebânî’nin ve
başka şairlerin şiirlerini tahmis etmiştir.24
Gulâmî Dîvân’ına şöyle başlamaktadır:
“İlahî! Remz-i aşkın zîb-i ruhsârın beyân eyle
Lisânım hem zebân-ı gayba Yâ Râb tercümân eyle
Kelâmım olmasın revnâk-fezâ-yı lafz-ı bî-ma’na
Bu mecmûam gülistân-ı hezârân âşıkân eyle.”
25
Gulâmî, Divân’ının son sahifesinde şöyle der:
“Oldu itmama resîde dîvân
Hamdulillâh ve bi-avni’l-mennân

23 Toparlı, a.g.e., s.10. 24 Terzibaşı, a.g.e., II, 38; Farsça şiir ve beyitler: 1. münacâtın 40, 41, 42. beyitleri; 3. münacâtın 1,
3, 5, 7. beyitleri; Hz. Ali için söylenen şiir (7 beyit); Cami’nin Gazeli’ni tahmis (5 bend); Şeyh
Abdurrahman Hâlis’in gazelini tahmis (7 bend); 5 beyitlik 3, 6 beyittik 1, yedi beyitlik 1, 11
beyitlik 1 gazel, bir kıt’a ve Müjde ey dil ki bi-yâverd sabâ bûy-i necat mısraıyla başlayan
gazelin 1. 3 ve 5. beyitleri. Arapça beyit ve mısralar: 1. münacâtın 52. beyti, Malatya hakkında
söylenen şiirden önceki kasidenin 5. beytinin ikinci mısraı, Fuzulî’nin gazelinin tahmisi olan
şiirin birinci bendinin ilk üç mısraı, Abdülaziz Han için söylenen kasidenin dördüncü beyti.
Toparlı, a.g.e., s.11. 25 Gulâmî, Dîvân, s.26.
104 Š TAED42 İ.ÇELİK-İ.ÇELİK

Oldu ikmâle muvaffak nâzım
Senesi bin iki yüzle doksan”
26 1290/ 1873
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER
“Esîr-i gurbet-i hüzn ü belâyız Yâ Resûlallah
Ba’îd-i mülk ü iklîm-i safâyız Yâ Resûlallah
Beyâbân-ı melâmet içre şâhâ gam peyin tutmuş
Miyâna hem kemer-best-i cefâyız Yâ Resûlallah
Gülistân-ı fenâda bülbül-âsâ kârımız efgân
Hemân ashâb-ı fikr-i mâsivâyız Yâ Resûlallah
Kazâ yağdırmada bârân-veş tîr-i cefâ yayı
Ser üzre hep siper-gîr-i rızâyız Yâ Resûlallah
Olup eflâk-i taksîr üzre cânâ cismimiz çün hor
Mezellet bezmine pertev-fezâyız Yâ Resûlallah
Beyâna kâdir olmaz bu Gulâmî cürmünü lâkin
Şefâ’at semtine dîde-gûşâyız Yâ Resûlallah”
27
Vasf-i Sultânü’l-Evliyâ Hazretü’ş-Şeyh Abdulkâdir-i Geylânî Kuddise
Sırruhu
“Mahzen-i nûr-ı Hudâ Hazret-i gavsü’l-a’zam
Ma’den ü genc-i gınâ Hazret-i gavsü’l-a’zam
Şâh-ı vâlâ-yı keramet güher-i hikmet ü feyz
Kalbe bahşâ-yı cilâ Hazret-i gavsü’l-a’zam
Câlis-i taht-ı tasarruftur iki âlemde
Nâmı emraza şifâ Hazret-i gavsü’l-a’zam
Evliyâ zümresinin gerdenine bastı kadem
Âleme ebr-i atâ Hazret-i gavsü’l-a’zam
26 Gulâmî, Dîvân, s.84; Terzibaşı, a.g.e., II, 38. 27 Gulâmî, Dîvân, s.20; Aşkun, a.g.e., s.119.
Bir Sufi Şair: Abdülkâdir-i Gulâmî (1271-1303/1854-1886) TAED 42 Š 105
Bâz-veş açtı perin vahdete pervâz etti
İşve-gîri-i hümâ Hazret-i gavsü’l-a’zam
Çalınır nüh-tabakât ile zeminde tablı
Cana âvâzı gıdâ Hazret-i gavsü’l-a’zam
Âsitânından alır cümle velîler himmet
Nûri-i şems-i hüdâ Hazret-i gavsü’l-a’zam
Dîde-i kalbe Gulâmî kademi hâk olup
Tûtiyâ-bahş-ı ziyâ Hazret-i gavsü’l-a’zam.”
28
“Rahm kıl dîde-i giryân-ı za’îfânıma yâ gavs
Şefkatinle nazar et hâl-i perişânıma yâ gavs
Âb-rûlar dökerek bâb-ı kerîmânına geldim
Himmetin kesme meded kıl dil-i vîrânıma yâ gavs
Bahr-i fıska düşüben âleme efsâne olup hem
Afv ile nîm-nigeh et sûy-ı fakirânıma yâ gavs
Vâdi-i hüznde sergeşte işim girye vü zârdur
Lutf ile bir meded et sîne-i sûzânıma yâ gavs
Bu Gulâmî nice sad bâr kusur etmiş ise de
Mağfiretle nazar et zârî-i efgânıma yâ gavs.”
29
“Bendesiyiz bendesi Sultan-ı Abdü’l-Kâdir’in
Tâ ezel perverdesiyiz nân-ı Abdü’l-Kâdir’in
Dergeh-i dâru’l-emânında mukîmiz rûz u şeb
Çâkeriyiz canımız kurbân-ı Abdü’l-Kâdir’in
Aşk-ı Hak’la cezbe-i mutlakla dolmuş sînemiz
Kim budur bî-şübhe bir ihsan-ı Abdü’l-Kâdir’in

28 Gulâmî, Dîvân, s.9. 29 Gulâmî, Dîvân, s.33.
106 Š TAED42 İ.ÇELİK-İ.ÇELİK

Sanma sevdâ-yı mecâzîdir bu şûr-ı zahirî
Hubb-ı Hak’tır dilde dervîşân-ı Abdü’l-Kâdir’in
Neş’e-bahşız câzib-i canız Gulâmî âşıkız
Bu aceb mi olsa berter şân-ı Abdü’l-Kâdir’in.”
30
Gazel-i Mürşidünâ eş-Şeyh Abdurrahman Tahmîs-i Bende-i Kemter
Gulâmî
“Mahbûbe-i mâ şâhid-i şâh-ı du cihân-est
Ber şâhidiyeş zât-ı hod isbât u nişân-est
Der kûçe-i ışk ehl-i velâ tâlib ez ân-est
“Ma’şûka-i mâ ez nazar-i gayr nihân-est
Ez dîde-i uşşâk-i ciger-sûz ayân-est”
Her câ ki nazar kerdem u şeydâ-yı tu dîdem
Der bâdiye-i ışk heme gavgâ-yı tu dîdem
Her sû ki şodem nûr-ı tecellâ-yı tu dîdem
“Her câ ki şodem pertev-i sîmâ-yı tu dîdem
Tâb-i ruh-i hurşîd çi muhtâc-ı beyân est”
Uftâde-i husnet ne-şeved hâl-i zi efgân
Der vâdî-i sevdâ-yı ruhet mânde be giryân
Der gûşe-i mey-hâne-i fikret heme mestân
“Mest-i mey-i ışket ne-koned meyl be gılmân
Tâ subh-i kıyâmet be cemâlet nigerân-est”
Pây-i dilet ez dâm-i sivâhâ çu rehâ nî
Şâyân-ı harîm-i harem-i vuslat-i ânî
Râz-ı eser-i nâz-i şehenşâh tu dânî
“Ger lezzeti ez âşıkî vu ışk bî-dânî
Dânistenet ez himmet-i sâhib-nazarân-est”
Hurşîd-i ruhet dîden-i çeşmet ne-tevâned
Âh ki nigered nîze be çeşmeş bi-nişâned
Dîbâce-i ruhsâr-ı tu her merd ne-dâned
“Endîşe-i ışket dil-i her kes ne-tevâned
Evzâ’-i hayâlet dil-i hûnîn-cigerân-est”
30 Gulâmî, Dîvân, s.54.
Bir Sufi Şair: Abdülkâdir-i Gulâmî (1271-1303/1854-1886) TAED 42 Š 107
Ehl-i felek ez nâle-i âşufte-i Vâmık
Der sûy-i Huda behr-i şikâyet şode âbık
Pür-nûr Gulâmî şoden-i dîde-i sâdık
“Misbâh-ı dili tîre-i bî-çâre-i âşık
Hâlis zi şuâ’-ı nazar-ı pîr-i muğân-est.”
31

Gazel-i Mevlânâ Abdurrahmân el-Hâlis kuddise sırruhu Tahmis-i Nâzım
“Şems-i eflâk-i sehâvettir gürûh-ı Kadirî
Kevkeb-i burc-ı saâdettir gürûh-ı Kadirî
Husrev-i mülki şecâettir gürüh-ı Kadirî
“Şâh-ı iklîm-i velâyettir gürûh-ı Kadirî
Râh-ı aşkta zü’l-kerâmettir gürûh-ı Kadirî”
Âşiyân-ı hubb-ı Hakkı dîdeler hep dîdedir
Sû-be-sû murgân-ı hoş-elhân ârâmîdedir
Sad-hezârân andelîb ol ravzadan gül-çîdedir
“Cümle erbâb-ı tarîkat bülbül-i şûrîdedir
Anlara bâğ-ı letâfettir gürûh-ı Kadirî”
Hastegân-ı aşka dermandır onun güft-i lebi
Lutfunu ümmîd eder şâh u gedâ hattâ sabî
Feyz-bahşıyla mürûr etmektedir rûz u şebi
“Gavs-i Muhyiddîni ihyâ eylemiş dîn-i nebî
Revnâk-ı dîn-i risâlettir gürûh-ı Kadirî “

31 Gulâmî, Dîvân, s.12-13; Bizim sevgilimiz iki dünyanın güzelidir. Güzelliğine kendi zâtı alâmet ve
delildir. Aşk sokağında velayet ehli ona (cazibesine) talibdir. Bizim sevgilimiz başkasının
nazarından gizlidir. Bu, ciğeri yanmış âşıkların gözlerinden bellidir. Her nereye baktımsa senin
âşıklarını gördüm. Aşk vadisinde herkesi senin kavganı yaparken gördüm. Her nereye gittimse
senin tecelli nurunu gördüm. Her nereye gittimse senin simanın parıltısını gördüm. Güneşe
benzeyen yüzünün parlaklığını açıklamaya ne gerek! Senin güzelliğine tutulan feryattan hâli
olmaz. Senin yüzünün sevdası vadisinde ağlar durur. Senin düşüncenin meyhanesinin
köşesinde herkes sarhoştur. Senin aşkının şarabıyla mest olmuş kimse gılmana meyl etmez;
kıyamete kadar senin cemâlini gözler. Senin gönlünün ayağı masivâ tuzağından kurtulamaz.
Sen onun güzellik vuslatının hareminin mahremliğine layıksın. Pâdişâh pâdişâhının naz
eserinin sırrını ne bilirsin. Eğer aşktan, âşıklıktan lezzet alıyorsan, bu, bakış sahibi olanların
himmetindendir. Güneşe benzeyen yüzünü göz göremez. Bakan kimsenin gözüne mızrak
saplanır. Senin yüzünün dibâcesini her yiğit bilemez. Aşkının düşüncesine herkesin gönlü
tahammül gösteremez. Hayalinin durumları, ciğerleri kanlıların gönlündedir. Cihandaki
varlıklar Vâmık’ın karışık feryadından, şikâyet için Allah’a sığındılar. Ey Gulâmî! Sâdık göz
nurla dolu olur. Aşığın zavallı karanlık gönlünün kandili, mürşidin Hâlis nazarının ışığıdır.
Toparlı, a.g.e., s.31-32.
108 Š TAED42 İ.ÇELİK-İ.ÇELİK

Mâhdan mâhiye dek halk-ı cihân hep zâkiri
Kim kilâb-ı babına mağlûb esedler âhiri
Hazret-i Hak’tır mu’îni onların hem nâsıri
“Dâmenin tutmuş bulâr Sultân Abdü’l-Kâdirî
Mazhar-ı lutf u hidâyettir gürûh-ı Kadirî.”32
“Kalbimi bir demde pûr-nûr eyledi envâr-ı şeyh
Âfitâb-ı ma’nevîdir şübhesiz ruhsâr-ı şeyh
Zerre-i feyzin temâşâ eyleyen bî-ihtiyâr
Cezbe-i Hak’la olurlar tâ ebed devvâr-ı şeyh
Sâki-i bezm-i maâriftir hakikat bâdesin
Dest-i dervişâna himmetle verir dîdâr-ı şeyh
Na’ra-i mestânelerle doldurur âlemleri
Câm-ı aşkı nûş eden ol Haydar-ı Kerrâr-ı şeyh
Gülşen-i dehrin vefasız güllerin sevdasını
Terk eder bülbül eğer görse gül-i gülzâr-ı şeyh
Âh u zârın nevhasın sît ü nevâsın cümlesin
Bi-menâfi’ olduğun anlar eder ezkâr-ı şeyh
Derd-i bî-dermâna düş olsa tarîkatte yine
Ser-fürû etmez tabib-i hâzıka bîmâr-ı şeyh
Himmeti bahrinde envâ’-ı hakâyık mevc-zen
Teşneler sîrâb eder eltâfla esrâr-ı şeyh
Terk-i ağyar et Gulâmî ister isen vasl-ı Hak
Dâmen-i pâkin bırakma dinle tut güftâr-ı şeyh.”
33
Aşağıdaki şiir Şeyh Abdurrahman Halis Talebânî hazretleri için
yazılmıştır:
32 Gulâmî, Dîvân, s.15. 33 Gulâmî, Dîvân, s.35; Terzibaşı, a.g.e., II, 39.
Bir Sufi Şair: Abdülkâdir-i Gulâmî (1271-1303/1854-1886) TAED 42 Š 109
“Dem-â-dem derd ü efgândır işim senden meded Hâlis
Enin ü âh u sûzândır işim senden meded Hâlis
Hemân bir lahza âsûde makam u meskenim yoktur
Nehâr u leyl giryândır işim senden meded Hâlis
Senin vasfında derler cümle âlem ma’denü’l-ihsân
Dem-â-dem renc ü ahzândır işim senden meded Hâlis
Hezârân âşıkın hâcet-revâsı âsitânındır
Benim efgân u nâlândır işim senden meded Hâlis
Senin babın segânın hâk-pâyi olmuşum billah
Terahhum eyle hicrândır işim senden meded Hâlis
İnayetle nazar kıl bu Gulâmî bendeye bir kez
Nihayet kârı tufandır işim senden meded Hâlis!”
34
“Hemân dünyâda cevr ile cefâya ben miyim lâyık?
Nice müznib abîdânın içinde ben miyim fâsık ?
Vücûdum seng-i ta’yibe nişangâh eylemiştir câh
Dilârâ hüsnüne âlemde ancak ben miyim âşık?
Derûn-ı dilde yanmış nâr-ı hasret mahv eder cismim
Metâ’-ı vuslatın mebzûl-i âlem ben miyim sârık?
Cihât-ı sitteni bîgâneler gîrendedir dâ’im
Huzur-ı ma’delet-âlûdeden de ben miyim sâbık?
Değil tenhâ Gulâmî hâline vâkıf olan ey şûh
Cihanda söylenir şânın hem ânâ ben miyim nâtık?”
35

34 Gulâmî, Dîvân, s.50; Terzibaşı, a.g.e., II, 40. 35 Gulâmî, Dîvân, s.53.
110 Š TAED42 İ.ÇELİK-İ.ÇELİK

“Yok olsun hüsnü ol bağın baharında beşâret yok
Hezârında meveddet nestereninde melâhat yok
Yıkılsın çâr etrafı çöl olsun cümle eknâfı
O bustânın ki sûsen lâlesinde reng-i re’fet yok
Dağılsın goncası berki sararsın surh olan rengi
O gülzârın ki verdinde dilâ bûy-ı hamiyyet yok
Erişsin bâd-i tîz ü sebze-sûz-ı mevsim-i serdi
O bağın kim derûnunda dıraht-ı bâr-ı vuslat yok
Fitillensin fener fânûslar kandîller yansın
O bezm içre cemâli yârdan ki başka sohbet yok
Şikest olsun ser ü pâyi miyânı cümle endâmı
Onun kim sînesinde zerrece mihr ü muhabbet yok
Kadehler kâselerle bâdeler camlar kırılsınlar
O işret meclisinde mey verir sâkî-i vahdet yok
Def ü çeng ü çegâne sazlar santûrlar neyler
O yerde ki nevâ-perdâz rakkâs-ı hakîkat yok
Gulâmî lezzet-i zevk-i cihan âgûş-ı dilberdir
Demiş üstadımız amma ki sende ol liyâkat yok.”
36
“Ey bâd-ı sabâ var sana bir gizli niyâzım
Hâk-i der-i cânâne varıp söyle bu râzım
Uşşâka geçer söylemesin şimdiki nâzım
Vaz geldi gönül gayri onun nâzı ne lâzım
Dün gece kenara çekip ağyâre yüzünden
Sad cilve ile vermiş amân bûse gözünden
Gözü çıkası cümleye der belli sözünden
Vaz geldi gönül gayri onun nâzı ne lâzım
36 Gulâmî, Dîvân, s.53-54; Terzibaşı, a.g.e., II, 40-41.
Bir Sufi Şair: Abdülkâdir-i Gulâmî (1271-1303/1854-1886) TAED 42 Š 111
Küstüm ona pervâne gibi bâlimi yakmam
Şem’-i ruhuna bezm-i safâda dahi bakmam
Bin kerre niyaz eylese bir ip bile takmam
Vaz geldi gönül gayri onun nâzı ne lâzım
Meclisimize uğramasın öyle sitemkâr
Yar oldu ona zevkini sürdü nice ağyâr
Râzı değiliz eylese de özrünü ikrâr
Vaz geldi gönül gayri onun nâzı ne lâzım
Bir pâreye indirse eğer narh-ı visali
Bâzâr-ı muhabbette iken kıymeti kâli
Almam el uzatmam taleb etmem ruh-ı âli
Vaz geldi gönül gayri onun nâzı ne lâzım
Kör olası bigâneler ol yâri şaşırmış
Âşıklara cevr etmesini baştan aşırmış
Baştan ne demek belki cihan içre taşırmış
Vaz geldi gönül gayri onun nâzı ne lâzım
Bîhûde rica eylemesin âşık inanmaz
Şimden geri râm olsa Gulâmî buna kanmaz
Od-ı dilimiz micmer-i vuslatlara yanmaz
Vaz geldi gönül gayri onun nâzı ne lâzım.”
37
“Ey perî hüsn ü kemâlde bî-misâl dürdânesin
Bahr-i irfân içre buldum gevher-i yekdânesin
Şem’-i hüsnün meclisi gam ehline olmuş safâ
Mülk-i faslın padişâhı der isem şâyânesin
Pertev-i ihsanı düşse zerre farkı bendeye
Burcum ikbâle mübeddel eyleyen cânânesin
Dâver-i bezm-i letâfet yâver-i mısr-ı azîz
Pertev-i revnak-şi’âr-ı hıtta-i Ken’ânesin

37 Gulâmî, Dîvân, s.61-62; Terzibaşı, a.g.e., II, 41-42.
112 Š TAED42 İ.ÇELİK-İ.ÇELİK

Ey Gulâmî çek elin vasfında taksîr eyledin
Şâirân medhinde âcizsin nasıl dîvânesin.”
38
“Visalin görmedik ey bî-vefâ yârim veda’ olsun
Safânı sürmedik ey mâh-ruhsârım veda’ olsun
Enin ü zar u efgânım dem-â-dem âh u giryânım
Görüp rahm etmedin şâh-ı dil-âzârım veda’ olsun
Derûnum âteşe yaktın kemendin boynuma taktın
Hakaretle bize baktın sitemkârım veda’ olsun
Vücûd iklimini cümle harâb ettin nigâhınla
Kalır mı yanına bu yârı gaddârım veda olsun
Serim sevdaya uğrattın belâ sahrasına attın
Yan attın taht-ı rahat üzre hünkârım veda’ olsun
Rumûzen keşf-i râz ettim lebin bûsun niyâz ettim
Hemân âğâz-ı nâz ettin şeker-hârım veda’ olsun
Gulâmî bâğ-ı hüsnünde eğer olmazsa gül-çîde
Figân eyler çü bülbül bî-vefâ yârim veda’ olsun.”
39
“Rûz-ı ıyd oldukta teşrif etti yârim yanıma
Saldı destin gerden-i cana bakıp efgânıma
Sinemi çâk eyleyip dâğ-ı derûnum gösterip
Mâcerâ-yı firkati arz eyledim sultânıma
Sergüzeştim eyledim takrîr bir bir dilbere
Gûş edip rahm-âver oldu dîde-i giryânıma
Bûse-i pür-âb cân-efzâ-yı ruhsârın nigâr
Bi-şumâr isâr edip ol gün leb-i atşânıma
38 Gulâmî, Dîvân, s.66-67. 39 Gulâmî, Dîvân, s.67; Terzibaşı, a.g.e., II, 43.
Bir Sufi Şair: Abdülkâdir-i Gulâmî (1271-1303/1854-1886) TAED 42 Š 113
Mûnis-i şefkatle ser-hattın tıraş etmiş bütün
Değmesinler kim lebân-ı âşık-ı nâlânıma
Şerbet-i şîrîn zebânın sundu câm-ı kâmıma
Vurdu seng-i vuslatı ol kâse-i hicrânıma
Merhem-i lutf ile tîmâr eyledi zahm-ı dile
Şîşe-i ıtr-ı ruhun döktü meşâm-ı canıma
Ey Gulâmî bu beyân ettiklerin rüyâda mı?
Bilmezem hülyâda mı gelmiş nigârım yanıma.”
40
Muhammes
“Zî-bahşâ-yı gülistân-ı cinân-ı cânız
Revnak-efzâ-yı gül-i tâc-ı ser-ı irfânız
Andelîb-i çemenistân-i sehâ ihsânız
Hoş-nevâ tûtî-i güyâ-yı şeh-i Geylânız
Kadirîyiz dû cihan içre ulüvvü’ş-şânız
Pirimiz tahtı tasarrufta cülus etti müdâm
Hâtem-i mühr-i velâyet takıp engüşte tamâm
Azl ü nasb onda mü’ebbed ola tâ yevm-i kıyâm
Evliya cümle ona halka-be-gûş oldu gulâm
Kadirîyiz dû cihân içre ulüvvü’ş-şânız
Ser-fürû eylemeyiz dehrde hiç bir şâha
Olmazız yekser-i murâgıb u tâlib câha
Dest-i ümmîdi dirâz eylemişiz dergâha
O şehin bendesi bî-şek erişir Allah’a
Kadirîyiz dû cihan içre ulüvvü’ş-şânız
Yücedir pirimizin şevket-i izz ü şânı
Gelmemiş sahn-ı vücûda kademinde sânî
Evliya zümresinin şimdi odur sultânı
Ra’d-veş şarkla garba ulaşır fermanı
Kadirîyiz dû cihân içre ulüvvü’ş-şânız

40 Gulâmî, Dîvân, s.76; Terzibaşı, a.g.e., II, 43-44.
114 Š TAED42 İ.ÇELİK-İ.ÇELİK

Verip ol zâta zihî Hazret-i Kadir kudret
İster ol âsî müridâna Hudâ’dan rahmet
Bu ne devlet ki Gulâmî bula dâim rif’at
Dâmenin tutmuşuz elbet bize eyler himmet
Kadirîyiz dû cihân içre ulüvvü’ş-şânız.”
41
“O cefâ-pîşe Hudâ ben gibi nâlân olsun
Dilerim hâtırı nâ-şâd u perişân olsun
Öyle bir illete düçâr ola kim âlemde
Bulmasın asla devâ derdine giryân olsun
Sînesin tîr-i beliyyâta nişân et yâ Rab
Elem ü mihnet ile çâk-ı girîbân olsun
Rûy-ı âsâyîşi gösterme bu âlemde ona
Âşık-ı hüsnü gibi dîdeleri kân olsun
Bağlanıp zülfüne pây-ı dili bir cânânın
Deşt-i firkatte işi zâr ile efgân olsun
Dâhil-i bezm-i visâl etmeye bir demde onu
Mübtelâ-yı keder ü hasret ü hicrân olsun
Göz göre zümre-i ağyar ile kılsın ülfet
Dil-i virânı onun bir dahi vîrân olsun
Âteş-i firkate sûzân ola cism ü cânı
Sîh-i gamda ciğeri cevr ile biryân olsun
Uğrasın aşk-ı cefâkâra Gulâmî kuluna
Ettiği bunca sitem cevre peşîmân olsun.”
42
41 Gulâmî, Dîvân, s.47. 42 Gulâmî, Dîvân, s.70.
Bir Sufi Şair: Abdülkâdir-i Gulâmî (1271-1303/1854-1886) TAED 42 Š 115
“Bak yâr-ı bî-vefâya geçer sad-edâ ile
Bak çarh-i pür-cefâya döner bin belâ ile.
Efgendesin fütâde-i hâk-i melâl eder
Bîgânelik nümâyiş eder âşinâ ile
Perverdesin aceb niçin ol pâymal edip
Sahrâ-yı gamda kor nice cevr ü cefâ ile
Pergâr-ı ömr-i dehrde râhatla dönmedi
Ferdâ döner mi söyle dilâ bir safâ ile
Sâd hayf gitti fırsat-ı tahsîl-i ma’rifet
Beyhûde geçti ömr-i azizîm hevâ ile
Tesbih-i zikri hırkâ-i tezvîri nâre yak
Cennet muhaldir sana zâhid riyâ ile
Cevr-i zamana büktü Gulâmî belin şehâ
Pîr oldu geldi asâ-yi Musâ ricâ ile.”
43
“Ey hoş ol gün kim gönülde aşk-ı yârim var idi
Sîne-i pür-sûz-i çeşm-i eşk-bârım var idi
Fariğ idi dil temaşâ-yı bahr ü berden
Eşk-i gül-gûnum yanında lâle-zârım var idi
Kör ola bahtım gözü gözler idi ol râhı kim
Esb-i nâz üzre o yolda şehsüvârım var idi
Olsa idi derd ü hicrân ile hâtırda gubâr
Nîm-nigâh ile siler bir gâm-güsârım var idi
Fikr-i nûş ile Gulâmî nîşe uğrattım teni
Mâr-tiynet yâr ile bilmem ne kârım var idi.”
44

43 Gulâmî, Dîvân, s.74; İnal, a.g.e.., II, 710. 44 Gulâmî, Dîvân, s.77-78; İnal, a.g.e.., II, 710.
116 Š TAED42 İ.ÇELİK-İ.ÇELİK

Müseddes
“N’eylemişiz söyle sana ey felek
Etmedesin cevr ü cefâ ey felek
Böyle sitemler ne revâ ey felek
Ettiğimi söyle bana ey felek
Hak buna râzı mı ola ey felek,
Yârden ola yâr cüdâ ey felek.
Cenneti yâr olmasa ben istemem
Bûy-ı bahar olmasa ben istemem
Zevk-i nigâr olmasa ben istemem
Bûsu kenar olmasa ben istemem
Hak buna râzı mı ola ey felek,
Yârden ola yâr cüdâ ey felek.
Firkât-i cânânla ciğer dağlarız,
Matem edip başa kara bağlarız
Leyl ü Nehâr yâr diyerek ağlarız,
Sel gibi hasretler ile çağlarız
Hak buna râzı mı ola ey felek,
Yârden ola yâr cüdâ ey felek.
Sen vatan ettin bize âh gurbeti,
Biz çekelim bunda belâ firkati,
Yâr ile ağyâr süre hem işreti,
Bula Gulâmî gâm ile mihneti
Hak buna razı mı ola ey felek,
Yârden ola yâr cüdâ ey felek.”
45
“Cânı terk etmektir ey dil hubb-i cânândan garaz
Vuslât-ı cânândır ancak hilkat-i cândan garaz.”
46
“Sirkat edenin elleri şeran kesilir de
45 Gulâmî, Dîvân, s.56; İnal, a.g.e.., II, 711; Felek edebiyatımızda zaman, dünya ve kader gibi
anlamlarda da kullanılmaktadır. Şairimiz burada Allah dostlarına has bir üslup ile yaşadığı
ayrılık hallerini Rabbine naz ve niyaz makamında ifade etmeye çalışmış, Allah Teâlâ’nın buna
rızasının olmadığını edebî bir tarzda dile getirmeye gayret etmiştir. 46 Gulâmî, Dîvân, s.50; İnal, a.g.e.., II, 711.
Bir Sufi Şair: Abdülkâdir-i Gulâmî (1271-1303/1854-1886) TAED 42 Š 117
Yâ söyle niçin sarik-i dil desti kesilmez.”
47
“Ârifin olmaz hakikat Hak’tan özge akrebi
Akrabâ zannettiği hep akrebidir akrebi”
48
Gulâmî’nin oğlu Fazlullah Moral’dan iki dörtlük aşağıdadır:
“Görmemek ister isen bir korku
Mevlüd-i pâki okut hem de oku
Oku bir Fatihâ ey Fazlullah
Şâd ola rûh-i Gulâmî her gâh”
49
“Dilimiz kalbimiz Allah diyerek
Göçelim Hakkı resûlu severek
Oku bir Fatihâ ey Fazlullah
Sevine rûh-ı Gulâmî her gâh.”
50
Sonuç
Tasavvuf edebiyatı edebiyatımızın önemli bir vechesini oluşturmaktadır.
Toplumun birlik ve beraberliğini sağlamak, topluma dünya ve ahiret saadetinin
kazanılması için ruhları okşayan şiirleriyle katkıda bulunmak Allah dostu olan
şairlerin hususiyetlerindendir. Abdülkâdir-i Gulâmî de Kâdirî tarikatı mensubu
olarak mürid yetiştirmesinin yanı sıra okullarda öğrenci yetiştirerek hem ferdî
hem de içtimaî vazifesini hakkıyla ifa etmeye çalışmıştır. Diğer tarikatlara
nazaran Kâdirî tarikatı mensubu şair ve müelliflerin azlığı Gulâmî’nin
ehemmiyetini bir kat daha artırmaktadır.
Gulâmî’nin etkilendiği şairlerin başında Kâdiriyye tarikatı Hâlisiyye
şubesinin pîri Abdurrahman Halis Kerkükî gelmektedir. Bu zat Gulâmî’nin
Babası Nur Ali Baba’nın da şeyhidir. Gulâmî, Kerkükî’nin iki şiirini tahmis
etmiştir. Tasavvuf Felsefesinde olduğu gibi Tasavvuf Edebiyatında da
mutasavvıflar yaşadıkları derunî tecrübelerini olduğu gibi yazıya aktarırlar.
Dolayısıyla Gulâmî tasavvufî düşünceye ait birçok ıstılahı, tasavvufî hal ve
makamları bir derviş edasıyla başarılı bir şekilde şiirlerinde kullanmış, hayatında
olduğu gibi vefatından sonra da insanlığa faydalı olmayı sürdürmüştür.
KAYNAKÇA

47 Gulâmî, Dîvân, s.83; İnal, a.g.e.., II, 711. 48 Gulâmî, Dîvân, s.84. 49 Aşkun, a.g.e., s.156. 50 Aşkun, a.g.e., s.159.
118 Š TAED42 İ.ÇELİK-İ.ÇELİK
ASLANOĞLU, İbrahim, Sivas Meşhurları I, Sivas 1000 Temel Eser, Sivas 2006.
AŞKUN, Vehbi Cem, Sivas Folkloru, Bms Matbaacılık, Ankara 2006.
_______, Sivas Şairleri, Kâmil Matbaası, Sivas 1948.
Bursalı Mehmed Tahir Efendi, Osmanlı Müellifleri, Bizim Büro Basımevi, Ankara
2000.
_______, Osmanlı Müellifleri, haz. A. Fikri Yavuz-İsmail Özen, Meral Yay., İst., ts.
GULÂMÎ, Hâdimü’l-Fukarâ Abdülkâdir-i Gulâmî b. Eş-Şeyh Nûr Ali el-Kâdirî esSîvâsî,
Dîvân, Matbaa-i Âmire, İstanbul 1291.
İNAL, İbnü’l-Emin Mahmud Kemal, Son Asır Türk Şairleri (Kemâlü’ş-Şuarâ),
Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara 2000.
SAĞLAMER, Orhan, “Mor Ali Baba Tekkesi ve Zaralı Şeyh Seyfettin (Özturan)”,
Revak, Aralık 2002, Sivas 2002.
TERZİBAŞI, Ata, Kerkük Şairleri, Cumhuriyet Basımevi, Kerkük, 1968.
TOPARLI, Recep, Abdülkadir Gulâmî Dîvân, Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat
Fakültesi Yayınları, Erzurum 1992.
TUMAN, Mehmed Nail, Tuhfe-i Nâilî: Divân Şairlerinin Muhtasar Biyografileri,
haz., Cemal Kurnaz-Mustafa Tatçı, Bizim Büro Yayınları, Ankara 2001.
Türk Ansiklopedisi, “Gulamî Abdülkadir Efendi”, Milli Eğitim Basımevi, Ankara
1970.
Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, “Gulamî Abdülkadir Efendi”, Dergah
Yayınları, İstanbul 1979.
YILDIZ, Alim, Sivaslı Şairler Antolojisi, Sivaslılar Vakfı, İstanbul 2003.
YÜCER, Hür Mahmut, XIX. Asırda Tasavvuf, İnsan Yayınları, İstanbul 2003.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar