OSMANLI ŞAİRLERİNİN “ARUZ TASARRUFLARI” VE ARAŞTIRMACILARIN GEREKSİZ MÜDAHALELERİ

Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 3/6 Fall 2008
ÖZET
Aruz vezni Arapların icadı olup Farslara,
Farslardan da Osmanlılara geçmiştir. Aruz vezniyle
günümüzde de kullanılan kurallar- kısa hece, uzun hece,
med hece, imale ve zihaf da- Arap ve Fars Edebiyatı
kaynaklarından aktarılmıştır. Osmanlı şairleri aruzu
uygularken acaba aruz kusuruna ilişkin kurallara
harfiyen uymuşlar mıdır? Yoksa teorik bilgileri yanında
uygulamaya ilişkin tercih veya tasarruflarda
bulunmuşlar mıdır? Bu makalede yukarıdaki soruların
yanıtları araştırmacıların aruz kusurlarını metne
uygulayamamalarından ve gereksiz müdahalelerinden
kaynaklanan hatalar, müstensihler hakkındaki
önyargılar ve vezin hatası bulunduğu düşünülen beyitler
ile ilgili çözüm önerileri başlıkları altında aranacaktır.
Anahtar Kelimeler: Aruz vezni, Divan Edebiyatı,
Fars Edebiyatı
OTTOMAN POETS’ ARUZ METER CHOICES FOR
USE AND UNNECESSARY INTERVENTIONS OF THE
RESEARCHERS
ABSTRACT
Aruz meter was an invention of Arabs. Persians
took this system and adapted it to their own language.
After relations with Persians Ottomans began to use it
according to the rules of the Ottoman language which
was composed of Arabic, Persian and Turkish. The rules
applied even today related to Aruz meter, like short
syllables, long syllables, “med”, “imale” and “zihaf” were
transferred to Ottomans from Arabic and Persian
literature sources. Did the Ottoman poets strictly obey
the rules of Aruz faults when they applied them to their

Prof. Dr., Gazi Üniversitesi, FEF, Beşevler/ANKARA.
60 İ. Hakkı AKSOYAK
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 3/6 Fall 2008
own poems or did they choose to use some practical
changes according to their wills?
In this proceeding the answers to these questions
are presented under these titles: “The faults arising from
the researchers who can’t apply the Aruz faults to the
texts and who intervene unnecessarily to the texts”,
“Prejudices about the copyists”, “The verses that are
thought to have meter defects and solution suggestions
about them”.
Key Words: Aruz meter, Divan Literature, Persian
Literature.
Gelibolulu Mustafa Âlî‟nin Mecmau‟l-bahreyn adlı eserinde
kendini ikinci Hâfız olarak gördüğünü ifade eden Farsça Ģöyle bir
beyit bulunuyor:
[mefâilün feilâtün mefâilün feilün]
Be-nazm Hâfız-ı dev vo mem (devvmem) be-nesr ey Âlî
Felek ne-bendegiyem HÀce-i cihân endâht
[Ey Âlî. nazımla ikinci Hâfız‟ım, nesirle feleğe kul değilim
Hâce-i Cihân (Necmeddîn Gîlânî‟ye) ım.]
Beytin ilk dizesinde vezin çıkmıyor. Âlî‟nin Divan nüshalarını
geçirirken ilk dizedeki vezin sorunu konusunda baĢka alternatifler
aramamıza rağmen bir sonuç alamadık. ġairin veya müstensihin hata
yapmadığını var sayarak vezin gereği dizedeki bazı sözcüklerdeki
hecelerin olduğundan az okunup okunmayacağını denedik. Ġlk dizede
hece sayısını üç heceli “dev-vo-mem” sözcüğünün “devv-mem”
biçiminde iki heceli sayılması halinde veznin çıkması mümkün
olmaktaydı. Aruz veznini anlatan Türkçe kaynaklar, üç hecenin
Ģartlara göre iki hece okunabileceğinden söz etmiyor.
Veznin çıkmadığı durumlarda ulama, imale ve zihaf
yapılabileceğini biliyoruz. Bu temel kuralların yanında dize
sonlarındaki heceler ünlü ile de bitse kapalı hece kabul edilir; Edrine,
Edrine; gülistân, gülsitân; Ġskender, Sikender; Ġsmail, Simail; Ġstanbul,
Sitanbul; kimesne, kimsene gibi kimi sözcüklerin iç seslerinde yer
değiĢikliği yapılabilir; var, yok, aç … gibi Türkçe sözcükler imale
yapılarak medli hece Ģekline dönüĢtürülebilir. Uzun ünlüden sonra
Osmanlı Şairlerinin “Aruz Tasarrufları” ve… 61
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 3/6 Fall 2008
nun ile biten hece med almaz. Hemze ve ayın ünsüzleri vezne göre
ünlü veya ünsüz sayılabilir (ünsüz sayıldığında gerekirse medli
okunabilir); havz, havuz; çeĢm, çeĢim; bezm, bezim … örneklerinde
görüldüğü gibi tek heceli sözcükler ünlü türemesi ile iki heceye
çıkarılabilir. …
Gelibolulu Mustafa Âlî‟nin beytinin veznini bulurken “üç
heceden oluĢan bir sözcüğün vezin gereği iki hece okunabilmesi”
özetlediğimiz aruz kuralları içinde bulunmamaktadır. O halde hece
sayısına göre vezni çıkmayan kimi yerlerde var olan aruz kurallarının
yanısıra baĢka tasarruflar bulunabilir mi? Bu amaçla basılı divanları
ve kimi tezleri gözden geçirerek vezni çıkmayan beyitleri yeniden
değerlendirdik. Vezni tutmayan kimi beyitlerde, yukarıda sayılan
kuralların dıĢında hece sayılarını değiĢtirerek, aslında veznin çıktığını
fark ettik. Bununla birlikte veznin bulunmasında en önemli engelin
genellikle araĢtırmacıların metne bilinçsiz bir biçimde müdahaleleri
olduğunu da tespit ettik. Bu bakımdan asıl konumuz olan “aruz
tasarrufları” na geçmeden“aruz veznini uygulamadaki sorunlar” dan
kısaca söz etmek yerinde olacaktır.
I. Vezin uygulamalarındaki sorunlar:
A. Müstensihler bir nüshayı ne kadar hatalı yazabilir?
Müstensih Türkçe, Farsça ve Arapça imlâ kuralları ile
Ġslâmiyetten önceki döneme ait “eydür, kangısı, idügine” gibi
kullanımdan düĢmüĢ sözcükleri akıllarında tutarak eser kopya eden
kiĢilere denir.
Müstensihin amacı, metni mümkün olduğu kadar hatasız ve
eksiksiz tamamlayarak yaptığı iĢin karĢılığını almaktır. Müstensihler
istinsahı tek baĢına da yapabilir; ya da metni görmeden birinin
okuduğu metni yazıya geçirebilir. Ġstinsah bittikten sonra kopya edilen
nüshayı yaĢıyorsa Ģairine göstermek veya müellif hayatta değilse
zamanının bir âlimine kontrol ettirmek gelenektendir.
62 İ. Hakkı AKSOYAK
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 3/6 Fall 2008
Müstensihler muhtemelen ne gibi hatalar yapabilir? Mantık
olarak müstensihler, kopya ettiği metni eksik veya fazla yazabilirler.
Farsça terkipleri göstermek için metne fazladan “ye” ekleyebilirler.
Bazen de noktaları koymayı unutabilirler. Biz XVI. yüzyıl Ģairi
Fuzulî‟nin kâtipler/müstensihlerin imlâ yanlıĢlıklarının dile getirdiği
dörtlüğü baĢka bir açıdan yorumlamak istiyoruz.
Kalem olsun eli ol kâtib-i bed-tahrîrün
Ki fesâd-ı rakamı, sûr‟umuzı Ģûr eyler
Gâh bir harf sükûtiyle kılur nâdiri nâr
Gâh bir nokta kusûrıyla göz‟ü kûr eyler
Bu dörtlüğün ilk plandaki yorumuyla Fuzulî
kâtipler/müstensihlerin imlâ yanlıĢlarından yakınmaktadır. Fuzulî‟nin
Ģikâyet ettiği imlâ hataları kâtiplerin, “sûr”‟u “Ģûr”, “göz‟ü “kûr”
yazmalarıdır. Aslında Fuzulî bir anlamda müstensihlerin eski yazıdaki
noktaları koymada harfleri eksik yazmada konusundaki
özensizliğinden söz ediyor. Fuzulîye göre müstensihler, harflerin
gövdelerini yazmaktadırlar; ancak bazen nokta ekleyerek bazen de
harfi hiç yazmayarak kelimenin anlamını tersine çevirmektedirler.
Fuzulî‟nin verdiği bu örnekler, herhangi bir metinde noktaları
unutulmuĢ olsa bile, eski yazı uzmanının metni okumasında engel
oluĢturmaz.
Metin çevirilerinde veznin çıkmaması halinde imlâdan Ģikâyet
edilir ve müstensih suçlu bulunur. Gerçekten de müstensihler çok
fazla hata yaparak metni okunamaz hale getirirler mi? Bir
müstensihin kalın sıradan gelecek tı veya -sad harflerini –te veya
peltek se ile yazdığı görülmez. Böyle bir yazım bizlerin metnin
veznini bulmasını ne derece zorlaĢtırır?
O halde müstensihlerin müstensih hataları hangi biçimlerde
karĢımıza çıkabilir. En önemli ve telafisi zor hata metni eksik
yazmadır. Örnek olarak Edirneli Nazmî‟nin Mecma‟u‟n-nezâ‟ir adlı
mecmuasında Celîlî‟ye ait aĢağıdaki beytin ikinci dizesinde vezin
çıkmıyor. Bu beytin Celîlî Divanı‟nındaki Ģeklinde “nola”dan sonra
[rüchân] kelimesi bulunuyor. Dolayısıyla Mecma‟u‟n-nezâ‟ir
müstensihi kelimeyi dalgınlıkla atlamıĢ; divanın müstensihi ise beyti
eksiksiz yazmıĢtır.
Osmanlı Şairlerinin “Aruz Tasarrufları” ve… 63
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 3/6 Fall 2008
Dürc-i nazm içre diĢün vasfın Celîlî derc ider
N‟ola [rüchân] 1
bulsa Ģiri dürr-i meknûn üstine
Celîlî
YineMecma‟u‟n-nezâ‟ir‟de Lâmiî‟nin bir beytinin ilk
dizesinde eksik olan sözcük; Lâmiî Divanı müstensihlerince
yazılmıĢtır.
Arz-ı hüsn idüp çü gönlüm kıldı [yagma]2
ol perî
Zâhidâ olsam èaceb mi beng içmekden berî
Lâmiî
Bazı metinlerde de atıf vavı‟nın yazılmadığı görülür. Böyle
bir eksiklik müstensihin unutkanlığı değildir. Müstensihler, iki ve
ikiden fazla anlamdaĢ kelime veya sıfat gruplarının arasına atıf vavı
koymayabilirler; eksikliği tamamlamayı okuyucuya bırakırlar. ġeb [ü]
rûz, Ģûh [u] Ģengül … gibi. Dolayısıyla atıf vavı‟nın yazılmaması
müstensih hatası sayılamaz. Bu konudaki bir kaç örnek Ģöyledir:
Anın medhinde Ģâirler bütün hayretde kalmıĢdır
ġeb [ü] rûz nâr-ı hecr ile derûnum pür-hayâl oldu
Rıfkî
Nev-arûs-ı saltanat tîg-i gazâ fermân-berün
Birisi mülk-i nikâh [u] birisi mülk-i yemîn
ÂĢık Çelebi
Bir baĢka müstensih yanlıĢı ise Farsça tamlama kurallarıyla
ilgilidir. Farsça tamlamalarda ilk sözcük ünsüzle bitiyorsa herhangi bir
tamlama iĢareti konulmaz. Örneğin câm-ı aĢk tamlamasında –ı sesi bir
harf ile gösterilmez. Ancak kimi metinlerde Farsça tamlama kuralına
göre yazılmaması gereken -ye sesinin sürekli yazıldığı görülür. Bazı
metinlerde bu yanlıĢların düzenli olduğundan bile söz edilebilir.
Farsça tamlamaların sürekli –ye ile gösterilmesi, müstensihin kopya
ettiği metni görmeden, eseri bir baĢkasının okuması ile kayda
geçirdiği olasılığını akla getirmektedir.

1 ġevkiye Kazan, Hamidîzâde Celîlî ve Gazelleri, Tunca Kortantamer Özel Sayısı II,
Turkish Studies, Ankara 2006, C.II, s.473.
2 Hamit Bilen Burmaoğlu, LamiîÇelebi Divanı, Doktora Tezi, Erzurum 1983, s.325.
64 İ. Hakkı AKSOYAK
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 3/6 Fall 2008
Metin çalıĢmalarında özellikle vezin ve anlam bulunamayınca
genellikle müstensihler suçlanmaktadır. Aslında bu suçlamalar, dinî
konulu Arapça metinlerin istinsahı için daha çok geçerli olabilir.
Çünkü Arapçada bir harf veya hareke yanlıĢı kelimenin dolayısıyla
cümlenin anlamını değiĢtirebilir ve yanlıĢ anlam insanların
yaĢamlarında önemli ölçüde geliĢmelere neden olabilir. Bu
düĢüncenin de etkisiyle olacak ki edebî metinlerin müstensihleri de
mesnevilerin “Sonuç” bölümünü kendilerine ayrı baĢlık açarak
eleĢtirmiĢlerdir.
B. Vezin tam olduğu halde vezin kusuru notu düĢülmesi
Ģûmus ≠ Ģümûs
Âftâb-ı nazarın rûyunu görmüĢ meyden
Yüz sürer çeĢme-i hurĢîd Ģûmus-hânelere
Esrâr Dede
C.Vezni Bozan Okumalar
âĢık pîr ≠ âĢık-ı pîr
Bir nev-cevâna âĢık pîr olmak isterin
Bir kâfirin elinde esîr olmak isterin
BehiĢtî
gurûr-ı rifate ≠ izz [ü] rifate
Erbâb-ı gurûr-ı rifate hergiz tayanma sen
Magrûr olma ragbetüne anlarun inen BehiĢtî
kerkese ≠ gerekse
Ben ölince olurın sana efendi mâ‟il
Zecr-i hicrünle kerkese beni sen bir mû kıl
Hasan Ziyâ‟î
kime et ≠ kem et ; unvânı ≠ unvân
Nahvet [ü] nâzı kime et lutf u kerem eyle Ģehâ
Lâzım-ı saltanat u Ģevket ü unvânı ise de
Emrî

Amacımız, yanlıĢ okuyanları değil; yanlıĢ okumaları göstermek olduğu için bu
bölüme alınan beyitlerin yer aldığı çalıĢmaların künyesi verilmemiĢtir.
Osmanlı Şairlerinin “Aruz Tasarrufları” ve… 65
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 3/6 Fall 2008
koĢlama ≠ koĢulma
Gözüme karĢu her nâ-ehle uyma sen de sultânum
KoĢlama her pelîd ile benüm serv-i hırâmânum
Hasan Ziyâ‟î
nev hat-ı ≠ nev-hat
Nev hat-ı lebünde konmıĢ hâlün Ģehâ acebdür
Rûm‟a teveccüh itmiĢ ser-leĢker-i Arabdur
BehiĢtî
sıhhatını ≠ sahtını
Pek gırralanma kûĢe-i mihrâb-ı tâ„ata
AĢkın kemân-ı sıhhatını çek Kahramân isen
ġeyh Gâlib
sûz-ı Leylî ≠ söz Leylî-; Mecnûn haste dil ≠ Mecnûn-ı hastedil
Sûz-ı Leylîden ki olmaya Mecnûn haste dil
Sanman mizâc alıĢdura hûr-ı cinân ile
BehiĢtî
D. AraĢtırmacılar metne müdahale etmeli midir?
AraĢtırmacılar, zaman zaman metinlerde unutulan bazı yerlere
hece, kelime veya kelimeler eklemektedir. Bir sanatçının eserine
aradan uzun yıllar geçtikten sonra bir baĢkasının müdahalesi ne kadar
hoĢ dursa da doğru değildir. Metni hazırlayanın eksikliğe iĢaret etmesi
yeterlidir.
Birazdan vereceğimiz örnekte gazelin beyitleri fâilâtün
fâilâtün fâilâtün fâilün veznindedir. Ancak gazelin dördüncü beytinde
vezin çıkmamaktadır.
fâ„ilâtün fâ„ilâtün fâ„ilâtün fâ„ilün
Gizlü varup kâkülüni her gice ohĢar menem
Asılacak iĢler ider düzd-i siyehkâr (?) menem
Hiç meni da„vet idüp yorılmasun sûfî gibi
Pîr-i mugân hâtırını koyup ana dâr menem
66 İ. Hakkı AKSOYAK
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 3/6 Fall 2008
Câm-ı cünûn nûĢ idüben mest ü harâb oldugın
Ta„n iden ebleh delüdür „âkıl u hûĢyâr menem
Kûyuna kasd itse rakîb uram3
endâmına zahm
Ka„be tarîkında ana mâni„ olan hâr menem
ġi„r-i BehiĢtî‟ye hased ehli nice ta„n ide kim
Tîg-ı zebân ile bugün kâtil-i küffâr menem
AraĢtırmacı, bu problemi “kelime metinde “ururam” Ģeklinde
ise de vezin gereği “uram” Ģeklinde okundu.” diye bir dipnot
koymuĢsa da yaptığı değiĢiklik ile de vezin yine düzelmiyor. Beyte
dikkatli bakınca aslında gazelin vezninden ayrı olarak bu beytin
Müstefilün Müstefilün Müstefilün Müstefilün vezninde olduğu
görülüyor. Dolayısıyla burada yapılması gereken, beytin bu gazele
nasıl dahil olduğu ve gerçekten de BehiĢtî‟nin kaleminden çıkıp
çıkmadığını belirlemeye çalıĢmaktır.
Bir baĢka beyitte, araĢtırmacı, “bize” sözcüğünden sonra
gelen boĢluğa “bes” ekleyerek metin tamiri yoluna gidiyor.
Ârzû itmeyelüm vuslatı fürkat bize [bes]
Cevre kâni„ olalum mihr ü vefâdan geçelüm
BehiĢtî
Bu müdahele gerçekten de Ģairin söylediği Ģekil olabilir mi?
“Fürkat bize bes” Divan edebiyatı Ģairlerinin sık kullandığı bir ifade
biçimi değildir. Metne bir ekleme yapılacaksa bunun hem gelenek
hem de Ģairin sözcük dünyası ile uyuĢması gerekir. Divanı bu bakıĢ
açısıyla taradığımızda Ģairin “vuslat” ile birlikte “yeğ” kelimesi
birlikte kullandığını görüyoruz.
Benüm vuslat Ģebinden rûzgâr-ı fursatum yegdür
Ki fürkat havfı çekmekden ümîd-i vuslatum yegdür
BehiĢtî

3 Hazırlayanın notu: Kelime metinde “ururam” Ģeklinde ise de vezin gereği bu Ģekilde
okundu.
Osmanlı Şairlerinin “Aruz Tasarrufları” ve… 67
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 3/6 Fall 2008
Dolayısıyla bize kalırsa bu müdahele “bes” değil Ģairin kelime
kadrosu içinde de bulunan “yeğ” tercih edilerekĢöyle olabilirdi:
Ârzû itmeyelüm vuslatı fürkat bize [yeg]
Cevre kâni„ olalum mihr ü vefâdan geçelüm
BehiĢtî
nümû-dâr-ı ≠ mû-dâr
Gönlüm Ģikeste kâsesi nümûdâr-ı neĢ‟emin
Bezm-i safâ harâb nedendir neden neden
Esrâr Dede
nice (bin) „ıkâb ≠ pençe-i ukkâb
Eger Ģeh-bâz-ı zülfün tâlib-i sayd u Ģikâr olsa
Anun her halkasından nice (bin) „ıkâb olur peydâ
Mezâkî
Perver ebr-i Ģeh-süvâr ≠ perver-i ebreĢ-süvâr
Maârif-perver ebr-i (?) Ģeh-süvâr-ı fazl u irfânsın
Ki rahĢ-ı himmetün evvel kademde aldı meydânı
Birî
II. Osmanlı Ģairlerinin “aruz tasarrufları/tercihleri”
Bu bildiride “aruz tasarrufları” terimiyle Osmanlı Ģairlerinin
aruz vezninin çıkmasını sağlamak için özellikle Türkçe sözcüklerde
hecelerin ses değerlerini değiĢtirmesi kasdedilmektedir. Fars
edebiyatında, Ģairlerin vezni çıkarmak için yaptıkları bu tasarruflar
için “ihtiyarat-ı Ģâirî” terimi kullanılmaktadır4
.

4 Meymenet Mîr Sâdıkî, Vâjenâme-i Hüner-i ġâirî, Tehran 1385, s. 16. Sirus ġemisâ,
AĢnâyî Bâ Arûz u Kâfiye, Tehran 1384, s. 53.
68 İ. Hakkı AKSOYAK
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 3/6 Fall 2008
A. în, -ûn,-ân hecesine med verilir mi? Aruz vezni hakkında
bilgi veren kaynaklar, în, -ûn,-ân hecelerine med verilmeyeceği ifade
edilir. Oysa uygulamada bu kuralın pek de geçerli olmadığı görülüyor.
Divanlarda pek çok örneği görülecek bu konuya Râsih‟in “üstüne”
redifli Ģiiri karakteristik bir örnektir. Gazel boyunca “müjgân, peykân
…” kelimelerindeki “ân” heceleri medli okunmak zorundadır.
Süzme çeĢmin gelmesün müjgân müjgân üstine
Urma zahm-ı sîneme peykân peykân üstine
Râsih
Cem Sultân‟ın “Firengistân” kasidesinin bütün dizelerinde de
“-ân” hecesi medli okunmak zorundadır.:
Câm-ı Cem nûĢ eyle ey Cem bu Frengistândur
Her kulun baĢına yazılan gelür devrândur
Cem Sultân
B. Son hecesinde uzun ünlü bulunan ve ünsüzle biten
kelimenin kendinden sonraki ünlüye ulanmasıyla uzun hecenin kısa
okunması.
Kadı Burhaneddîn, “cân, derhor, gîsû, hîç, na„îm, serhoĢ,
yâr…” gibi “uzun ünlülü” kelimelerde; kelimelerin son ünsüzünü
yanındaki kelimenin ünlüsüne ulayıp,uzun ünlüyü de zihaf yoluyla
kısa okuyarak vezinde “açık hece” sağlıyor:
Cân oldur ≠ ca-nol-dur
Gönül durur yiri yârun zîrâ ki cân oldur
Nigâra ki cân ol ola bu kalb kâlibdür
K.Burhaneddin5
hîç açılmaya ≠ hi-ça-çıl-ma-ya
Bilüni büri dilersen ki hayâl olmaya hîç
Açma ağzunı dilersen ki hîç açılmaya râz
K.Burhaneddin
6

5 Ergin, a.g.e., s. 126.
6 Ergin, a.g.e., s. 28.
Osmanlı Şairlerinin “Aruz Tasarrufları” ve… 69
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 3/6 Fall 2008
C. Hece sayısının arttırılması
Yeni Pazarlı Vâlî‟nin Hüsn ü Dil mesnevisinde aslı “ruhsâr”
olan kelime, iki nüshada vezne uyması için “ruhusârı” biçiminde
harekelenmiĢtir.
mefûlü mefâîlün faûlün
Bir gün Nazar ile Himmet ü Dil
Bâğ-ı Ruhusâr‟ı kıldı menzil
Yeni Pazarlı Vâlî7
D. Hece sayısının azaltılması
1. ġeddeli kelimelerin Ģeddesiz okunması.
evel ≠ evvel
Fasîhî âĢinâdur dirdi o gayre evel mümtâz
Ne bâ„is oldı bilmem bezmüme bîgânedür Ģimdi
Fasihî 8
2. Birden fazla heceye sahip kelimelerde ünlülerin atılarak
hece sayısının azaltılması halinde veznin çıktığı örnekler:
Örneklerde genellikle üç heceli olup birinci ve üçüncü hecesi
açık ancak ikinci hecesi kapalı sözcüklerde ikinci hecedeki ünlü
atılarak hece satısı ikiye düĢürülmektedir.
bereketi ≠ berketi
Cenâb-ı hazretüne her zamân duâm oldur
Cihâna bereketi mâdâm ki saçar ise nihâl
Hasan Ziyâ‟î9
içinde ≠ içnde
ġarâb meygede içre müdâm alınmakda
Harâmî-veĢ kadeh el içinde tutulmakda
Hasan Ziyâ‟î10

7 M. Fatih Köksal, Yenipazarlı Vâlî Hüsn ü Dil, Ġstanbul 2003, s. 531.
8 Gökalp, a.g.t., s.378.
9 Müberra Gürgendereli, Hasan Ziya'i Hayatı - Eserleri - Sanatı ve Divanı (Ġnceleme -
Metin), Ankara 2002, Gürgendereli, 89.
10 Gürgendereli, a.g.e., 120.
70 İ. Hakkı AKSOYAK
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 3/6 Fall 2008
mürvet ≠ mürüvvet
ġehîd-i tîg-i gamzen olmadır maksûdu uĢĢâkın
Odur rûz-ı cezâda iftihâr u mürvete bâèis
ġâkir11
piriĢtine ≠ pirĢ-tine:
Hüsnvâr nâz u nezâket dahi bilmezse nola
Sevilür PirĢ-tine‟nin tâzesi nâ-dân ise de
PiriĢtineli Nûrî 12
MehveĢleri dil-keĢ mi olur [hep] bu kadar kim
HoĢ olmasa ger PirĢtine‟nin âb u hevâsı
PiriĢtineli Nûrî 13
Bu kadar hâlet-i aĢk olmaz idi PrĢtinede
Böyle nâzende eger olmasa meh-pâreleri
PiriĢtineliNûrî 14
Vatanım PirĢtine cây-ı handân
CeyĢ-i „adâ ile olmuĢ vîrân
PiriĢtineliNûrî 15
erinî ≠ ernî
Rabbi ernî
16 ol zebân-ı „aĢk idi
Lî-ma‟allâh ol zebân-ı „aĢk idi
Niyazî17

11 Fatma DikbaĢ (Tüysüzoğlu), Çuhadârzâde ġâkir Dîvânı, Gazi Üniversitesi, Yüksek
Lisans Tezi, Ankara 2004, G18/4.
12 Metin Yıldırım, PiriĢtineli Nûrî, Gazi Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara
2008, s.2.
13 Yıldırım, a.g.t., s.2.
14 Yıldırım, a.g.t., s.2.
15 Yıldırım, a.g.t., s.2.
16 Rabbi ernî: “Ġbrahim de bir zaman Rabbim, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!
DemiĢti.”, Bakara Sûresi, âyet 260.
17 Mustafa Tatcı, Niyazî Mansurname, Ankara 1994, s. 230.
Osmanlı Şairlerinin “Aruz Tasarrufları” ve… 71
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 3/6 Fall 2008
kerrûbiyân ≠ kerûbiyyân okunmuĢtur.
Kerûbiyyân-ı kurbun „aks-i emvâc-ı cebîninden
Hasîr-i âsitânı nev-be-nev tebdîl olur hâlâ
Mekkî18
toğru olmak ≠ toğrolmak
Bular egri turur togru olmak olmaz
Eyegü uvanur togrılmak olmaz
Kemal19
tururam ≠ turram
Derin önünde dîvâne gedâlar gibi tururam ben
Hayıf kim oldu bu hâl ile bâbın beklemek zâyi
Hâfız Ulvî20
tutuk ≠ tutk
Ne rütbe saçı virsem eĢk-i çeĢmim mihr-i vasl-içün
Arûs-ı vech-i hüsnün tutk-ı zülfüyle nihân eyler
ġânîzâde21
3. Türkçe hecelerde yapılan uzatmalar:
aclıkda
Kana gark olmıĢ ola tâcları
Aclıkda ola muhtâcları
Gelibolulu Mustafa Âlî22
E.Farsça tamlamalardaki -yı sesinin atılması
gonce bî-hâr ≠ gonce-i bî-hâr
Gül degil mi maksadı âlemde gülzâr isteyen
Gülsüz elbette kalır kim gonce bî-hâr isteyen23

18 Gürcan Karapanlı, ġeyhülislam Muhammed Mekkî Divanı, Yüksek Lisans Tezi
Ġstanbul Üniversitesi, Ġstanbul2005.
19 Ülkü Çetinkaya, AĢk Mesnevilerinde Kadın, Ankara Üniversitesi, Doktora tezi,
Ankara 2008, s. 929.
20 Hâfız Ulvî, Divan-ı Belâgat-Unvân-ı Hâfız, Ġstanbul 1873, s. 108.
21 Adviye Rabia Çipiloğlu, ġânîzâde Atâullah ve Divanı, Yüsek Lisans Tezi, Boğaziçi
Üniversitesi, 2005, s.31.
22 Ġ. Hakkı Aksoyak, Gelibolulu Mustafa Âlî Tuhfetü‟l-uĢĢâk, Ġstanbul 2003, s.157.
23 Emrî, Divan, Bursa 1130, s.3.
72 İ. Hakkı AKSOYAK
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 3/6 Fall 2008
vâlî velâyet ≠ vâlî-i velâyet
Penâh-ı memleket püĢt-i hilâfet
ġeh-i gîtîsitân vâlî velâyet
DerviĢ Hayalî24
SONUÇ
1. Türk edebiyatında aruz kuralları Arap ve Fars aruz bilgisine
dayalıdır. Bugüne kadar aruz vezninin Türk edebiyatındaki
uygulamaları üzerine ayrıntılı çalıĢmalar yapılmamıĢtır.
2. Bugüne kadar yayınlanmıĢ metinlerdeki vezin sorunları
genellikle müstensihlerden değil araĢtırmacıların metne gereksiz
müdahalelerinden veya metni anlayamamalarından
kaynaklanmaktadır.
3. Aruz uygulamalarında –ân hecesine med verilmez kuralının
çoğu zaman geçerli olmadığı pek çok örnekte gözlemlenmiĢtir.
4. Kimi örneklerde uzun ünlü ile biten bir kelimenin; ardından
gelen ünsüzle baĢlayan kelimeye ulandığı ve uzun ünlünün kısa
okunduğu yani zihaf yapıldığı görülmektedir.
5. Vezin gereği “bezm” gibi tek heceli sözcüklerin “bezim”
biçiminde iki heceye çıkarıldığı örnekler de görülmektedir. Bunun
yanı sıra Arapça Ģeddeli sözcüklerde vezin gereğiyle Ģeddeli sesin tek
ses okunduğu böylece iki kapalı hece yerine bir kapalı bir açık hece
elde edilebilmektedir.
6. XIV. ve XV. yüzyıl divanlarındaki bazı vezinler daha
sonraki yüzyıllarda pek görülmeyebilir. Divanlarda aynı vezinlerin sık
sık kullanılması XVI. yüzyıldan sonra daha da netleĢir. Ahmed-i Dâî
Divanı‟nda üç tef„ilelik kısa vezinlerin oranı sonraki divanlarda
görülmez. Kadı Burhaneddîn‟in gazellerinde kullandığı müfteilün
müfteilün müfteilâtün vezni de sonraki yüzyıllarda rağbet
görmemiĢtir. ġehname vezni olarak da bilinen ve daha çok müstakil
mesnevilerde kullanılan fa„ûlün fa„ûlün fa„ûlün fa„ûl vezni ile de
gazeller kaleme alınmıĢtır . Gelibolulu Mustafa Âlî‟nin kullandığı
mütefâ„ilâtün mütefâ„ilâtün mütefâ„ilâtün mütefâ„ilâtün vezni de
divan edebiyatında hemen hemen hiç kullanılmamıĢ vezinlerdendir.

24 M. Fatih Köksal, DerviĢ Hayalî Ravzaü‟l-envâr, Ġstanbul 2003, s.103.
Osmanlı Şairlerinin “Aruz Tasarrufları” ve… 73
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 3/6 Fall 2008
Örnek olarak Kadı Burhaneddîn Divânı‟nda iki gazelin vezni
“müstef„ilün fâ„ilün müstef„ilün fâ„ilün”(G. 791) ve “müstef„ilün
fa„ûlün müstef„ilün fa„ûlün”( G. 687) çıkıyor.
8.Divan edebiyatının Necatî, Bâkî, Fuzulî, Nevî, Nefî, Nedîm
ve ġeyh Gâlib gibi belli baĢlı Ģairlerinin Ģiirlerinde vezni bulma
noktasında çok fazla zorlukla karĢılaĢılmaz. Buna karĢılık fazla ön
plana çıkamayan Ģairlerin Ģiirleri aruz bakımından çeĢitli “aruz
tasarruflarını” barındırır. “Aruz tasarrufları”, Ģairin Ģiirinin veznini
tutturabilmek için en az iki heceli sözcüklerdeki hecelerin sayısını
çeĢitli ses olaylarından da yararlanarak bir veya iki hece azaltmasıdır.
Bu ses olayı “derilme, büzülme : contraction” olarak adlandırılabilir.
Hece azaltmalar, Ģairin bulunduğu yöreye ait söyleyiĢ özelliklerine
bağlanabileceği gibi sanat gücünün etersizliği ile de yakından ilgilidir.
Örnek olarak PiriĢtineli Nûrî, Ģiirlerinde Ģehrinin adını Pi-riĢ-ti-ne
biçiminde 4 hece ile değil PirĢ-ti-ne Ģeklinde 3 heceli okumaya
mecbur kılmaktadır. Nûrî‟nin bu seçiminde PiriĢtine sözcüğünün
yaĢadığı bölgede söyleyiĢ biçimiyle ilgili olabilir. Diğer Ģairler için de
Ģiirlerindeki sözcük hazinesinin dar olduğu veya aruz veznini
kullanmakta özensiz davrandığını söyleyebiliriz.
9. Divan Edebiyatı ile meĢgul olanlar, Osmanlı Ģairlerini aruz
uygulamalarında kitabî bilgilerin yanı sıra ses olayları ile bir Ģekilde
veznin çıkabileceğini göz önünde tutmalıdırlar. Ancak hece sayısını
azaltmak veznin kesin olarak bulunamadığı hallerde denenmelidir.
Aksi takdirde daha fazla okuma yanlıĢına yol açılabilir.
Sonuç olarak aruz veznini bulamadığımız durumlarda hemen
müstensihleri suçlu ilan etmemeliyiz.Bunun yerine veznin çıkmadığı
yerleri tam olarak tespit etmeli; müdahalelerimiz varsa dipnotta
belirtmeliyiz…“Vezin tutarsız” notu düĢmeden önce eski yazılı
metinde yanlıĢlar olabileceğini göz önünde bulundurmalıyız.
AraĢtırmacı, vezin gereği de olsa, metinlere ek ve sözcük ekleyerek
müdahale etmemelidir.
Metinleri günümüz Türkçesine aktarırken aruz vezni
bakımından daha dikkatli bir biçimde kontrol etmeli; vezni çıkmayan
dizelerde Ģairlerin “aruz tasarrufları/tercihleri” olup olmadığını da göz
önünde bulundurmalıyız.
74 İ. Hakkı AKSOYAK
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 3/6 Fall 2008
KAYNAKÇA
AKSOYAK, Ġ. Hakkı, Gelibolulu Mustafa Âlî Tuhfetü‟l-uĢĢâk,
Ġstanbul 2003, s.157.
BURMAOĞLU, Hamit Bilen, LamiîÇelebi Divanı, Doktora Tezi,
Erzurum 1983, s.325.
ÇETĠNKAYA, Ülkü, AĢk Mesnevilerinde Kadın, Ankara
Üniversitesi, Doktora tezi, Ankara 2008, s. 929.
ÇĠPĠLOĞLU, Adviye Rabia, ġânîzâde Atâullah ve Divanı, Yüsek
Lisans Tezi, Boğaziçi Üniversitesi, 2005, s.31.
DĠKBAġ, Fatma (Tüysüzoğlu), Çuhadârzâde ġâkir Dîvânı, Gazi
Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2004, G18/4.
Emrî, Divan, Bursa 1130, s.3.
ERGĠN, Muharrem, Kadı Burhaneddin Divanı, Ġstanbul 1970, s.126.
GÖKALP, Halûk, Fasîhî Divanı: Ġnceleme-metin, Yüksek Lisans
Tezi, Çukurova Üniversitesi, Adana 2001, s. 378.
GÜRGENDERELĠ, Müberra, Hasan Ziya'i Hayatı - Eserleri - Sanatı
ve Divanı (Ġnceleme - Metin), Ankara 2002, s.89.
Hâfız Ulvî, Divan-ı Belâgat-Unvân-ı Hâfız, Ġstanbul 1873, s. 108.
KARAPANLI, Gürcan, ġeyhülislam Muhammed Mekkî Divanı,
Yüksek Lisans Tezi Ġstanbul Üniversitesi, Ġstanbul2005.
KAZAN, ġevkiye, Hamidîzâde Celîlî ve Gazelleri, Tunca
Kortantamer Özel Sayısı II, Turkish Studies, Ankara 2006,
C.II, s.473.
KÖKSAL, M. Fatih, DerviĢ Hayalî Ravzaü‟l-envâr, Ġstanbul 2003,
s.103.
KÖKSAL, M. Fatih, Yenipazarlı Vâlî Hüsn ü Dil, Ġstanbul 2003, s.
531.
MEYMENET MÎR SÂDIKÎ, Vâjenâme-i Hüner-i ġâirî, Tehran 1385,
s. 16.
SĠRUS ġEMĠSÂ, AĢnâyî Bâ Arûz u Kâfiye, Tehran 1384, s. 53.
TATCI, Mustafa, Niyazî Mansurname, Ankara 1994, s. 230.
YILDIRIM, Metin, PiriĢtineli Nûrî, Gazi Üniversitesi, Yüksek Lisans
Tezi, Ankara 2008, s.2.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar